Son birkaç yıldır iş hayatında en çok konuşulan konulardan biri yapay zekâ. Neredeyse her sektörde aynı soruyu duyuyoruz: “Yapay zekâ işlerimizi elimizden alacak mı?” Ben bu soruya biraz farklı bakıyorum. Çünkü bana göre asıl konuşmamız gereken konu yapay zekânın hangi meslekleri ortadan kaldıracağı değil, bizim değişen iş dünyasında kendimizi nasıl geliştireceğimiz ve nasıl güncel tutacağımızdır.

Ben yaklaşık üç yıldır havalimanında satın alma alanında çalışıyorum. İş hayatım boyunca farklı görevlerde bulundum ve bugün geldiğim noktada şunu daha net görüyorum: Bir işi yıllardır yapıyor olmak, o işi gelecekte de aynı yöntemlerle yapabileceğimiz anlamına gelmiyor. Sistemler değişiyor, programlar değişiyor, beklentiler değişiyor ve artık yapay zekâ da bu değişimin önemli bir parçası hâline geliyor.

Satın alma gibi alanlarda fiyat karşılaştırmak, teklifleri incelemek, belgeleri sınıflandırmak, rapor hazırlamak veya büyük miktarda bilgiyi kısa sürede analiz etmek için teknoloji giderek daha fazla kullanılabilir. Sözleşmelerde de benzer bir durum var. Bir yapay zekâ sistemi uzun bir metni kısa sürede inceleyebilir, belirli maddeleri bulabilir veya iki metin arasındaki farklılıkları gösterebilir. Fakat burada önemli bir ayrıntı var: Bir bilgiyi bulmak ile o bilginin ne anlama geldiğini doğru değerlendirmek aynı şey değildir.

Bence insanın gelecekteki değeri tam olarak burada ortaya çıkacak.

Yapay Zeka Çağında Öğrenme: Geleceğe Hazır mıyız?

Uluslararası Çalışma Örgütü'nün 2025 araştırması, dünya genelinde her dört çalışandan birinin üretken yapay zekâdan belli ölçülerde etkilenebilecek bir meslekte bulunduğunu belirtiyor. Ancak araştırmanın önemli sonucu, çoğu meslekte daha olası senaryonun tamamen ortadan kalkmak değil, işin yapısının değişmesi olmasıdır.

Bu ayrım önemli. Çünkü “Mesleğim yok olacak mı?” diye düşünmek insanı korkuya sürükleyebilir. “Mesleğim değişirse ben ne yapmalıyım?” sorusu ise insanı harekete geçirir.

Ben de kendi kariyerime baktığımda bunu düşünüyorum. Satın alma alanında edindiğim deneyimin üzerine ticari işler, sözleşmeler, işletme ve farklı alanlarda yeni bilgiler eklemek istememin nedenlerinden biri de bu. Bana göre kariyer artık bir bölüm okuyup, bir mesleğe girip, otuz yıl boyunca aynı bilgilerle devam etmekten ibaret değil. Öğrenmenin iş hayatının tamamına yayıldığı bir döneme giriyoruz.

Dünya Ekonomik Forumu'nun 2025 Geleceğin Meslekleri Raporu da işverenlerin 2030'a kadar çalışanlardan beklediği temel becerilerin önemli ölçüde değişeceğini öngörüyor. Yapay zekâ ve büyük veri ile teknolojik okuryazarlık hızla önem kazanırken analitik düşünme, yaratıcılık, dayanıklılık, esneklik, liderlik ve sürekli öğrenme gibi insana ait beceriler de önemini koruyor.

Burada benim dikkatimi çeken şey şu: Gelecek yalnızca teknoloji bilen insanların olmayacak. Teknolojiyi kullanabilen ve aynı zamanda düşünebilen insanların olacak.

Çünkü yapay zekâ bize bir cevap verebilir ama o cevabın doğru olup olmadığını sorgulamak hâlâ bizim sorumluluğumuzdadır. Bir rapor hazırlayabilir ama o raporun işin gerçek koşullarına uyup uymadığını değerlendirmek gerekir. Bir sözleşme maddesini açıklayabilir ama hangi kararın kurum açısından doğru olduğuna yalnızca bir metin üretme sistemi üzerinden karar veremeyiz. İş hayatında bazen sayılardan ve belgelerden daha fazlası vardır. Tecrübe, iletişim, sorumluluk, güven, kurum kültürü ve insan ilişkileri de kararların parçasıdır.

İşte burada mantık devreye giriyor.

Teknoloji geliştikçe eleştirel düşünmenin azalması değil, tam tersine güçlenmesi gerektiğini düşünüyorum. Çünkü önümüzde artık bilgi eksikliğinden çok başka bir problem var: Çok fazla bilgi var. Doğru bilgiyle yanlış bilgiyi ayırmak, kaynağı sorgulamak, farklı ihtimalleri değerlendirmek ve gerektiğinde “Bu sonuç gerçekten mantıklı mı?” diyebilmek giderek daha değerli hâle geliyor.

Psikolojik açıdan baktığımızda ise değişim insanı doğal olarak tedirgin edebiliyor. Yıllardır bildiğimiz bir çalışma yönteminin birkaç yıl içinde değişmesi kolay kabul edilen bir durum değil. İnsan bazen bildiği yönteme tutunmak istiyor çünkü bildiğimiz şey bize güven veriyor. Fakat iş hayatında değişime direnmek, değişimi durdurmuyor. Sadece bizim ona daha geç uyum sağlamamıza neden oluyor.

Ben kişisel gelişimi de tam olarak burada önemli buluyorum. Kişisel gelişim bana göre sürekli olumlu düşünmek veya her sabah kendimize güzel cümleler söylemek değildir. Bazen kişisel gelişim, “Bu konuda yeterli değilim, öğrenmem gerekiyor” diyebilmektir. Bilmediğimiz bir programı öğrenmek, yeni bir eğitim almak, başka bir departmanın nasıl çalıştığını anlamaya çalışmak, yabancı dil geliştirmek veya yıllardır doğru bildiğimiz bir yöntemin artık yeterli olmadığını kabul etmek de kişisel gelişimin bir parçasıdır.

İşin bir de felsefi tarafı var. Yapay zekâ geliştikçe aslında teknoloji hakkında konuşurken insan hakkında daha fazla düşünmeye başladık. Bir makine bilgiye bizden daha hızlı ulaşabiliyorsa insanın değeri nedir? Bir sistem saniyeler içinde metin yazabiliyor, veri analiz edebiliyor ve seçenekler üretebiliyorsa bizi farklı yapan nedir?

Bence bunun tek bir cevabı yok. Ama muhakeme etmek, sorumluluk almak, empati kurmak, karşımızdaki insanı anlamak, deneyimlerimizden ders çıkarmak, etik bir karar vermek ve yaptığımız işin sonucunun başka insanlar üzerindeki etkisini düşünmek hâlâ çok önemli. Teknolojinin gücü arttıkça insanın sorumluluğunun azalması gerektiğini değil, daha da artması gerektiğini düşünüyorum.

Bu nedenle yapay zekâyı bir düşman olarak görmek bana doğru gelmiyor. Aynı şekilde ona körü körüne güvenmek de doğru değil. Ben yapay zekâyı insanın yerine geçen bir akıl olarak değil, insanın doğru kullandığında kendi kapasitesini artırabilecek güçlü bir araç olarak görüyorum.

Bir hesap makinesi matematiği ortadan kaldırmadı. İnternet bilgiye ulaşmayı kolaylaştırdı ama düşünme ihtiyacımızı ortadan kaldırmadı. Yapay zekâ da birçok işi hızlandırabilir, bazı görevleri otomatikleştirebilir ve bazı meslekleri ciddi biçimde dönüştürebilir. Ancak bizim görevimiz teknolojiyle yarışmak değil, teknolojiyle birlikte nasıl daha nitelikli çalışacağımızı öğrenmek olmalı.

Ben kendi kariyerim için de bunu istiyorum. Bugün bildiklerimin beş veya on yıl sonra bana tek başına yeterli olmayacağını kabul ediyorum. Bu nedenle öğrenmeye, farklı alanları tanımaya, eğitim almaya, teknolojiye uyum sağlamaya ve yaptığım işin sadece “nasıl” yapıldığını değil, “neden” yapıldığını da anlamaya devam etmek istiyorum.

Belki de kariyerimizi yapay zekâ çağında korumanın kesin bir formülü yok. Fakat güçlü bir başlangıç noktası var: Merak etmeye devam etmek, öğrenmekten vazgeçmemek, teknolojiyi doğru kullanmak, eleştirel düşünmek ve insan olmanın getirdiği becerileri küçümsememek.

Çünkü gelecekte asıl soru “Yapay zekâ benim yaptığım işi yapabilir mi?” olmayabilir.

Asıl soru şu olabilir: “Yapay zekânın da bulunduğu bir dünyada ben işimi nasıl daha iyi yapabilirim?”

Metin Gürkan Gündoğdu