Hayatımıza giren bazı insanlar vardır. Onlarla tanışırken ileride bizim için ne kadar önemli olacaklarını bilmeyiz. İlk karşılaşma sıradan bir günün küçük bir parçasıdır. Sonra zaman geçer; bir sohbetini, size hitap edişini, mizahını, bakış açısını veya söylediği basit bir cümleyi hatırladığınızı fark edersiniz.

Ben de son zamanlarda insan ilişkileri hakkında daha önce üzerinde bu kadar düşünmediğim bir şeyi öğreniyorum: Bir insanı hayatımızda istemek ile onu sürekli yanımızda istemek aynı şey değilmiş. Birine değer verdiğimizde doğal olarak onunla konuşmak, paylaşmak, güzel anılar biriktirmek ve hayatımızdaki yerinin devam etmesini istiyoruz. Fakat karşımızdaki insanın da kendi hayatı, temposu, düşünceleri ve kişisel alanı var. Bazen bizim yakınlık olarak gördüğümüz şey, onun için biraz daha fazla alan ihtiyacı anlamına gelebiliyor. İnsan ilişkilerinin belki de en zor tarafı burada başlıyor.

Değer vermek her zaman yaklaşmak değildir

Eskiden bir insana değer vermenin bunu sürekli göstermeyi gerektirdiğini düşünürdüm. Konuşmak, sormak, merak etmek ve yanında olmak bana değer vermenin doğal yolları gibi gelirdi. Şimdi ise bunun başka bir tarafını öğreniyorum. Bazen değer vermek, bir adım geri durabilmek ve karşımızdaki insanın alanına da saygı gösterebilmekmiş.

Karşımızdaki insanın sessizliğini hemen kötü bir anlama çevirmemek, her mesafeyi “Artık beni istemiyor” diye yorumlamamak ve kendi duygumuz çok güçlü olsa bile karşı tarafın sınırlarını görebilmek gerekiyor. Bunu yapmak her zaman kolay değil. Çünkü bir insan bizim için değerliyse onu kaybetmekten korkabiliyoruz. O korku bazen daha fazla konuşmamıza, daha fazla açıklama yapmamıza veya karşımızdaki insanın ne düşündüğünü sürekli anlamaya çalışmamıza neden olabiliyor. Oysa bazı cevapların hemen gelmemesini de kabul etmek gerekiyor.

Bir insanın hayatımızdaki yerini tek bir güne göre belirleyemeyiz

İnsan ilişkilerinde yaptığımız başka bir hata da bazen bir güne gereğinden fazla anlam yüklemek. Bugün biri bizimle çok güzel konuştuğunda “Her şey çok güzel” diyebiliyoruz. Ertesi gün daha sessiz olduğunda ise “Her şey değişti” diye düşünebiliyoruz. Oysa insanların her günü aynı değil. Herkesin yoğun olduğu, konuşmak istemediği, kendi dünyasına çekildiği veya sadece kafasının başka bir yerde olduğu günler var.

Belki de bir ilişkinin değerini tek bir mesajla, tek bir selamla veya tek bir sessizlikle ölçmemek gerekiyor. Bir insanın bize karşı tavrını anlamaya çalışırken yalnızca o gün yaşananlara değil, daha uzun bir zamana bakmak gerektiğini düşünüyorum. Çünkü insan ilişkileri birkaç dakikalık davranışlardan çok daha büyük bir hikâyenin içinde oluşuyor.

İnsanların bizde bıraktığı bazı şeylerin adı yok

Bazen bir insan size büyük bir iyilik yapmamıştır, hayatınızı değiştirecek büyük bir söz söylememiştir veya size herhangi bir şey vadetmemiştir. Buna rağmen sizde güzel bir iz bırakabilir. Belki konuşma tarzını sevmişsinizdir, belki kendine güvenen duruşu size bir şey öğretmiştir, belki yaptığı bir espri kötü bir gününüzü değiştirmiştir. Belki de size söylediği küçücük bir söz, o kişinin çoktan unuttuğu bir anda sizin hafızanıza yerleşmiştir.

İnsan ilişkilerinde her şeyin mutlaka bir adı olması gerektiğini artık düşünmüyorum. Bazı insanlar arkadaşımızdır, bazıları çalışma arkadaşımızdır, bazıları zamanla dostumuz olur, bazıları ise hayatımızın yalnızca belirli bir döneminde bulunur. Bazen bir insanı hangi kelimeyle tarif edeceğimizi bilemeyebiliriz ama bizde bıraktığı yeri çok iyi biliriz. Belki de her ilişkinin mutlaka bir tanıma ihtiyacı yoktur.

Kaybetmemek için bazen tutmamayı öğrenmek gerekiyor

Son zamanlarda üzerinde en fazla düşündüğüm konulardan biri de bu. Bir insanın hayatımızda kalmasını çok istediğimizde onu daha sıkı tutmamız gerektiğini düşünebiliyoruz. Daha fazla konuşursak, daha fazla ilgilenirsek veya ne kadar değer verdiğimizi daha fazla gösterirsek o insanın hayatımızdaki yerini koruyabileceğimizi sanabiliyoruz. Fakat insan ilişkilerinin böyle çalışmadığını zamanla öğreniyoruz.

İnsanları hayatımızda zorla tutamayız. Onlar da kendi istekleriyle bizimle iletişim kurar, yakınlık gösterir ve hayatımızda bir yer edinirler. Bizim yapabileceğimiz şey samimi olmak, değer verdiğimizi göstermek, hata yaptığımızda bunu kabul etmek, gerektiğinde özür dilemek ve karşımızdaki insanın sınırlarına saygı duymaktır. Bundan sonrası biraz da iki insanın birbirine verdiği alanla ve hayatın kendi akışıyla ilgilidir.

Bu düşünce bana insan ilişkileri konusunda önemli bir şey öğretti. Birini kaybetmekten korkarak kurduğumuz ilişki ile o insan hayatımızda olduğu için mutlu olduğumuz ilişki aynı şey değil. Kaybetme korkusu öne çıktığında sürekli geleceği düşünüyor, davranışları analiz ediyor ve “Acaba ne olacak?” sorusunun cevabını arıyoruz. Oysa karşımızdaki insanın bugün hayatımızda olmasının değerini görebildiğimizde ilişkiye daha farklı bakabiliyoruz.

İyi ki tanımışım diyebilmek

Hayatımızdaki bütün insanların sonsuza kadar bizimle kalacağının garantisi yok. Aynı şekilde bizim de başkalarının hayatında her zaman aynı yerde kalacağımızın garantisi bulunmuyor. Yıllar içerisinde işlerimiz, yaşadığımız şehirler, çevremiz, düşüncelerimiz ve hayatlarımız değişebiliyor. Bugün her gün gördüğümüz bir insanı yıllar sonra çok daha az görebiliriz. Fakat bunun yaşanan güzel şeyleri değersiz hale getirdiğini düşünmüyorum.

Bir insanla kurduğumuz güzel bir bağın değerli olması için sonsuza kadar aynı şekilde devam etmesi gerekmiyor. Bazen geçmişe veya bugüne baktığımızda bir insan hakkında içtenlikle “İyi ki tanımışım” diyebilmek bile çok kıymetli. Üstelik bunu söylerken karşılığında mutlaka aynı cümleyi duymayı beklememek de insan ilişkilerinde öğrenmemiz gereken şeylerden biri olabilir.

Sevdiğimiz insanlara değer vermek, onları hayatımızda istemek ve onları özlemek son derece insani. Fakat zamanla şunu öğreniyorum: Gerçekten değer vermek yalnızca yakınlaşmak anlamına gelmiyor. Bazen karşımızdaki insanın sınırlarına saygı göstermek, ona alan bırakmak ve kendi kararlarını verebilmesine izin vermek de değer vermenin önemli bir parçası.

Ben bütün bunları hâlâ öğreniyorum. Belki insan ilişkilerinin zaten kesin bir formülü olmadığı için hayatımız boyunca öğrenmeye devam edeceğiz. Fakat bugün bildiğim bir şey var: Bir insanı hayatımızda tutmak istiyorsak, bazen yapmamız gereken şey onu daha sıkı tutmaya çalışmak değil; aramızdaki bağın nefes almasına izin vermektir.

Metin Gürkan Gündoğdu
Köşe Yazarı