Vincent van Gogh, 1885'te bir köylü ailesinin sofrasını resmettiğinde tablodaki patateslerin 8.000 yıllık bir serüveni olduğunu biliyordu ya da bilmiyordu. And Dağlar'nda bir yerli çiftçinin elinde başlayan yolculuk, İrlanda'da milyonları öldüren bir kıtlıkla kesişecek, daha sonra Avrupa'nın nüfusunu ikiye katlayacak ve FAO'nun 2008 i "Uluslararası Patates Yılı" ilan etmesine yol açacaktı.

Peru'nun yüksek platolarında, Güneş yakıcıdır, geceyse dondurucu yani gece gündüz sıcaklık farkı çok yüksektir. Bu zorlu ortamda mısır ve buğday gibi tahıllar yetişemez. Ama toprağın altında, soğuk ve sıcağa aldırmadan bir yumru büyür: papa.( her dilde farklı patate, potatoes, kartoffel, kartoşka ve patates)

Yaklaşık 8.000 yıl önce İnkaların ataları, bu yabani bitkiyi evcilleştirdi. Onlar için patates sadece bir besin değildi; bir uygarlığın dayanağıydı. Ordularını beslemek için patatesi dondurup kurutarak chuño yapıyorlardı. Yıllarca dayanan bu besin, İnka ordularının gizli silahıydı.

"Şeytanın Yiyeceği"
1532'de Francisco Pizarro Peru'ya ayak bastığında altın peşindeydi. Patatesi ise"geri kalmış yerlilerin yiyeceği" olarak görüp önemsemedi. Yine de, gemilerine birkaç yumru attı. İspanya'ya ulaştıklarında kral bu çıkıntılı, toprak kokan şeyden pek hoşlanmadı.

Avrupalılar patatesten korkuyordu. Şekli cüzzamlı uzuvlara benzediği için bu hastalığa yol açtığına inanılıyordu. İncil'de adı geçmiyordu; bazıları için bu, Tanrı'nın onaylamadığı bir besin demekti. Fransa'nın Besançon kentinde patates ekimi yasaklandı. İskoçlar onu ne ekti ne yedi. "Şeytanın yiyeceği" dediler. Ve 200 yıl boyunca Avrupa, bu mütevazı yumruyu reddetti.

Açlık, Bir Eczacı ve Bir Kral
18. yüzyıl sonunda işler değişti. Avrupa'da kıtlık kapıyı çaldı. Prusya Kralı II. Friedrich, halkını
açlıktan kurtarmak için ordusunu patates tarlalarına gönderdi. Köylüler zorla ekmeye başladı.

Fransa'da ise eczacı Antoine-Augustin Parmentier''nin hikayesi vardı. Yedi Yıl Savaşı'nda Almanlara esir düşmüş, yıllarca sadece patates yiyerek hayatta kalmıştı. Ülkesine döndüğünde ömrünü bu bitkiyi aklamaya adadı. 1772'de Paris Tıp Fakültesi patatesi "yenilebilir" ilan etti. Kral 16. Louis ve kraliçe Marie Antoinette işin içine girdi. Kral, saray bahçesine 50 hektar patates ekti ve en değerli muhafızlarıyla korudu — sanki altından bir bitki yetişiyormuş gibi. Marie Antoinette saçına patates çiçekleri taktı. Moda oldu. Fransızlar, bu "yoksul ekmeğini" sofralarına almaya başladı.

Patates, Avrupa'yı beslemeye başladı. 1750'den 1850'ye nüfus 140 milyondan 266 milyona fırladı. Kentler büyüdü. Endüstri Devrimi'nin işgücü, bu toprak altındaki imparatorla beslendi. Ama tek tip tarım, sessiz bir felaketin tohumlarını atıyordu.

İrlanda'nın Kara Yılı
1845'te İrlanda'nın yeşil tarlaları bir gecede karardı. Yapraklar kahverengi lekelerle kaplandı, gövdeler çöktü. Toprağın altındaki patatesler, siyah ve kokmuş bir hamura dönmüştü. Phytophthora infestans,uygun sıcaklık ve nemde birkaç günde tüm tarlayı ele geçiriyordu.

1845–1852 arasında yaklaşık 1 milyon insan öldü. Milyonlarca İrlandalı, açlıktan ve hastalıktan
kaçarak Amerika'ya göç etti. Bu göç, ABD'nin demografik yapısını değiştirdi. İngiltere Başbakanı'nın yardımı"Tanrı'nın İrlandalılara bir ders vermek için gönderdiği bir felaket" olarak görülüp sınırlandırıldı. Osmanlının o dönemde gıda yardımı yaptığı da bilinmekteydi.

Patates, hem besleyici hem öldürücüydü, TEK TİP TARIM ve GENETİK ÇEŞİTLİLİĞİN AZ
OLMASINI kayıplarla ödetmişti.

Anadolu'da Bir Vali
Patatesin Anadolu topraklarına adım atması 1850'li yıllara rastlar, köylü, bu toprak kokan şeyden pek hoşlanmadı. Ne de olsa binlerce yıllık tahıl geleneği vardı.

İşte bu noktada Hüdavendigâr Valisi Ahmet Vefik Paşa devreye girdi. Patatesi teşvik etmek için çiftçilere vergi muafiyeti tanıdı.. Almanya'dan uzman Dr. Hermann geldi, Adapazarı'nda deneme istasyonları kurdu. 1908'de Marsilya'dan sağlıklı tohumlar getirildi. Yavaş yavaş, toprak altındaki bu cevher Anadolu'yu da fethetmeye başladı.

Cumhuriyet döneminde modern tarım teknikleriyle birlikte patates, Türkiye'nin vazgeçilmezlerinden biri oldu. Bugün Niğde, Nevşehir, Konya, Afyonkarahisar, Bolu ve daha pek çok ilde tarlaları donatıyor.

Ama hâlâ aynı tehditler kapıda: mildiyö, Colorado böceği, patates siğili. Tarım ve Orman
Bakanlığı'nın BKU veri tabanında ruhsatlı ilaçlar takip ediliyor, biyolojik mücadele destekleniyor.
Ama üretici eğitimi, direnç yönetimi ve kalıntı kontrolü hâlâ aşılması gereken meseleler.

Sofradaki İmparator
Van Gogh, Patates Yiyenler'i boyarken şöyle yazmıştı kardeşi Theo'ya: "Lambanın altında
patateslerini tabağa el uzatarak yiyen bu insanlar, aynı ellerle toprağı da işlemişler. Resminin,
çiftçinin elleriyle çalışmasını ve bu kadar namusluca kazandığı besini yüceltmesini istedim."

8.000 yıl önce And Dağları'nda bir çiftçinin elinde başlayan yolculuk, bugün hâlâ devam ediyor.
Patates, sadece bir sebze değil. Savaşların, göçlerin, kıtlıkların ve kurtuluşların sessiz tanığı. Toprağın altından çıkıp dünyanın kaderini değiştiren, en mütevazı devrimci.