Günün sonunda ebeveynler evlerinde huzur, karşılıklı saygı ve sıcak bir iletişim arıyor.

Ne var ki çağımızın sunduğu dijital dünya, bazen çocukları kendi duygularıyla ve ailesiyle olan bağını gölgeleyebiliyor. Ekran başından kalkmak istemeyen çocuklar, odasına çekilip iç dünyasına kapanan veya en ufak bir etkileşimde isteksiz davranan, “çok sıkıldım” kelimesini ağzından düşürmeyen, dışardan içeri giremeyen, geldiğinde ise içeriden dışarı çıkamayan gibi davranışlarla hem çocuk hem ebeveyn, iç içe geçmiş sarmal bir döngünün içinde sıkışıp kalabiliyor.

Ancak öfke, ısrarcılık, üzülme, canı sıkılma gibi tepkiler, çocuğun "benim neye ihtiyacım var?" sorusunu henüz kendine soramadan tablet ya da telefona sarılmasıyla, yani öz düzenleme yolculuğuna çıkma ihtiyacının ortadan kalkmasından kaynaklanıyor olabilir.. Teknolojiyi bir emzik gibi kullanmak, çocukların duygularını ertelemesine yol açabilir. Şöyle düşünelim; çocuk bilgiye dayalı bir etkinlik için ekranda ne kadar süre harcıyor? Yapacak birşey yok diye aldığında video, oyun gibi etkinliklerde ne kadar süre harcıyor? Yani çocuk acaba düzenleyemediği duygulardan kaçarak teknolojiye mi sığınıyor? “Canım sıkıldı bari kafam dağılsın” diye telefon ya da tablet kullanan bir çocuk bunları bırakınca gerçekle yüz yüze geldiğinde farkına varıp çözemediği duyguyu öfkeye çevirebilir mi? “Dijital Emzik”(Digital Pacifier) konulu bir araştırmada bu konu ile ilgili bazı somut veriler elde edilmiş. Konok ve arkadaşları (2024) tarafından Macaristan'da 265 aile ile yürütülen ve çocukların 3,5 yaşından 4,5 yaşına kadar olan gelişimini bir yıl boyunca izleyen boylamsal araştırma; ebeveynlerin çocuklarının olumsuz duygularını yatıştırmak için dijital cihazlara başvurması (Ebeveynlerin Dijital Duygu Düzenlemesi-Parental Digital Emotion Regulation) ile çocukların öz düzenleme becerileri arasındaki çift yönlü ilişkiyi incelemiştir. Araştırma bulguları, ebeveynlerin dijital araçları sakinleştirici olarak kullanması ile çocukların öz düzenleme becerileri arasında olumsuz bir kısır döngü olduğunu ortaya koymaktadır.

3,5 yaşındaki çocukların öfke krizlerini dindirmek amacıyla ekrandan daha sık yararlanan ebeveynlerin çocuklarında, bir yıl sonra öfke düzeylerinin arttığı ve istemli kontrol becerilerinin zayıfladığı görülmüştür; benzer şekilde başlangıçta daha yüksek mizaç temelli öfke sergileyen çocukların ebeveynlerinin de zamanla dijital araçlara daha fazla sığındığı tespit edilmiştir.

Sonuç olarak, dijital cihazları bir "duygu düzenleyici" gibi kullanmak anlık bir rahatlama sağlasa da, uzun vadede çocuğun kendi duygularını tanıma, tolere etme ve yönetme kapasitesini körelterek öz düzenleme gelişimini engellemektedir. (Konok, V., Binet, M.-A., Korom, Á., Pogány, Á., Miklósi, Á., & Fitzpatrick, C., 2024). Günün sonunda asıl mesele teknolojinin hayatımızdaki varlığı değil, ona yüklediğimiz roldür.

Çocuklarımız zorlayıcı anlarda kendi duygularını susturan ve iç dünyalarını uyuşturan bir teknoemzik mi kullanıyor; yoksa merak duygularını besleyen, dünyayı keşfetmelerini ve bilgiye güvenle ulaşmalarını sağlayan bir teknolojiden mi faydalanıyor? Bir çocuğu öfkesiyle, hayal kırıklığıyla veya can sıkıntısıyla baş başa bırakıp o duyguyu tanımasına izin vermek, öz düzenleme ve duygusal dayanıklılığın ilk adımıdır.

Ekranı bir kaçış ve sakinleşme aracı olmaktan çıkarıp bilinçli bir öğrenme köprüsüne dönüştürdüğümüzde; hem o sarmal kısırdöngü kırılacak hem de çocuklarımız kendi duygusal pusulalarını yeniden ellerine alacaktır. Zihnin gerçek dinginliği, öfkeyi ya da kırgınlığı ekranın ışıltısıyla uyuşturmaktan değil; hisleriyle cesaretle yüzleşip onlarla baş edebilmeyi keşfeden, anlaşılmış bir kalpten doğar. Dilek Necibe Tekin