Merhaba Göktürk dergisinin kıymetli saat sever okurları. Bu sayımızdaki konuğumuz kendisini Youtube’dan tanıdığınız ve Türkiye’de saat tutkusu denince akla gelen ilk isimlerden olan değerli arkadaşım Mert Kalafat konuğumuz.

* Merhaba Mert, öncelikle davetimi kırmayıp dergimize kadar geldiğin için tekrar teşekkür ederim. Saat dünyasının en tanınan simalarından biri olsan da okurlarımız için kısaca kendini tanıtabilirmisin.

Merhaba Murat, öncelikle davetin için bende teşekkür ederim, kısaca kendimden bahsetmek gerekirse; İstanbul’un Şişli ilçesinde doğdum, meslek olarak aslen IT (Bilişim) sektöründe çalışmaktayım, en büyük tutkum elbette saatler. Youtube öncesi bu tutkumu hem insanlar ile paylaşmak hem de kendimi geliştirmek maksadıyla saat dünyasının önde gelen dergilerinde çalıştım, ancak saatler hakkında anlatmak istediğim şeyler yazılara sığmayınca kendime bir youtube kanalı açmaya karar verdim. Yaklaşık 10 senedir Mert Kalafat youtube kanalında horoloji dünyası üzerine haberler, marka incelemeleri ve daha birçok konuda yayınlar yaptım.

* Saat tutkusu olan herkesin duyguları benzer olsada başlangıç hikayeleri farklı olmuştur. Seni saatler ile tanıştıran hikaye nedir?


Beni saatler ile ilk tanıştıran dedem olmuştur. Dedemin lüks saatleri olmasada evinde duvar saatleri dahil birçok saati vardı. Sanırım bana bu tutkuyu aşılayan dedemle geçirdiğimiz hatıralar oldu.

* Klasik bir soruyla devam etmek istiyorum, elbette bir saat sever olarak mekanik saatler senin içinde ayrı bir yerdedir ancak birde quartz saatler gerçeği var. Bu konuda ne söylemek istersin.

Quartz saatler hakkında mekanik saatler ile kıyaslarsak, en başta daha uygun ve ulaşılabilir olmakla beraber aynı zamanda daha hassas ve dakik oldukları yadsınamaz bir gerçektir. Ancak her saat severin söyleyeceği gibi mekanik saatlerin kendine has bir ruhu vardır, onlarca minik mekanik parçanın bir araya gelmesi ve ahenk içinde çalışması tam anlamıyla bir sanat eseridir. Son olarak belkide en önemli kısmı doğru bakıldığında bir insan ömründen çok daha uzun yıllar çalışacak ve çocuklarımıza miras kalacak en kıymetli hatıralardan biridir.

* Günümüzde Quartz saatlerinde yerini alan yeni bir akım olan akıllı saatler ortaya çıktı ve bir hayli popülerler. Bu saatlerin bazılarının tanıtımlarını senin de yaptığını biliyorum, sen bu konu hakkında ne söylemek istersin.


Bu akımı quartz krizinin ilk dönemleri gib görebiliriz, akıllı saatlerin mekanik saatçiliği öldüreceği yönünde sözler dolanmıştı, elbette bu gerçekleşmedi, azda olsa mekanik saat satışlarını etkilemiş olabilir ama hiçbir zaman yerini alması mümkün olmayacaktır. Ancak genç nesli yakaladığı da bir gerçek, bu aslında gençlere saat sevgisini aşılamak içinde güzel bir deneyim de sunuyor. Bende kanalımda hem yeni teknolojileri takip etmek ve öğrenmek hem de genç takipçilerime saat sevgisini aşılamak için akıllı saatlere yer veriyorum.


* Bir saat tutkunu olarak evinde kendi zevkine hitap eden güzel bir koleksiyonun olduğunu biliyorum, senin için en kıymetlisi hangisi?

Birçok farklı marka ve model içinde benim için en kıymetlisi rahmetli dedeme aldığımız ve vefatı sonrası bana miras kalan Swatch marka kol saatidir. Dünyanın e pahalı saatini de getirseniz benim için en kıymetli saat hep o olacaktır.

* Seni çok iyi anlıyorum, en başta konuştuğumuz gibi belkide saat tutkusunun en özel hali çocuklarımıza miras bırakacağımız bir hatıra objesi olması. Öyleyse sorumu şöyle değiştirmek istiyorum, koleksiyonuna eklemek için hedeflediğin bir marka yada model varmı?

Aslında istediğim ama asla sahip olamayacağım bir model var, Günümüzün en büyük saat tasarımcılarından biri olan Philippe Dufour’un tasarladığı Simplicity modeli.

* Son yıllarda dünyada Micro Brand saat markalarında bir artış gözlüyoruz, bu markalar için ne düşünüyorsun.

Dediğin gibi alında son 10-15 yıl içinde bir yükselen markaların birçoğunu uzun yıllardır takip etmekteyim. Bu markaların en büyük özelliği bir anda trend olabilmeleri, bununda sebebi bağımsız markalar oldukları için az sayıda ve çok özel projeler yada tasarımlar ile gelebiliyor olmaları. Bu yüzden talep görmeye devam edeceklerdir, ancak burada en önemli sıkıntı devamlılık, bu markalar geleneksel markaların aksine hızlı yükseldikleri gibi aynı hızda yokta olabiliyorlar.

* Her saat sever için kanayan bir yara hakkında düşüncelerini öğrenmek istiyorum, özellikle yüksek saatçilik seviyesine çıkınca markaların kendi butikleri de dahil olmak üzere istenilen modelleri asla bulamıyoruz, 5-6 yıl sonrası verilen sıralar var. Bu yüzden insanlar gray markete yönlenmek zorunda kalıyor ve modelin sıfır değerinin 2 hatta 3 katını ödemek zorunda kalıyorlar. Bu markalar için bir pazarlama taktiğine dönüşmüş durumda ayrıca bu hobiyi ciddi bir gelir kapısı olarak görenlerde var.

Ben en başta saatleri bir yatırım aracı olarak görmüyorum, özelikle uzun vadede bir markanın koleksiyon değeri olmadıysa değer kazanması çok zor, diğer bir husus olan bulunamama gerçekten artık can sıkıcı bir hale gelmeye başladı, bu belli modellerin değerini arttırmak için kullanılan bir taktikken aynı zamanda butiğe gelen müşteriye daha az talep gören bir modeli satmak için uygulanan bir pazarlama faliyeti olarakta kullanıyorlar.

* Saat dünyasında yeni çıkan tasarımlara baktığımda eskiye geri dönüş izlenimi görüyoruz, heritage modası diyebileceğimiz bu duruma sen nasıl bakıyorsun.
Bu akım bellik aralıklarla gelen ve her zaman da olacak bir furya olarak görüyorum. Günümüzde saat markaları özellikle tasarım olarak tıkanmış durumda, farklı markaların modelleri gitgide birbirine benziyor, bu durumda geri kalan şey hikaye satmak kalıyor. İşte burada nostalji yani geçmişten gelen bir hikayeyi yeniden parlatmak çözüm olarak görünüyor. Elbette belli dönem akımları ve modada tasarımları etkilemekte, nasıl ki yakın bir döneme kadar kasa çapları 40 mm üzerine çıkmış ve büyük kasalar moda olmuşsa şu an yeniden eskisi gibi daha küçük çağlı 36-38 mm kasa çaplı tasarımlar revaçta.

* Son olarak, ülkemizde özellikle son yıllarda sen ve senin gibi saat sever yayıncılar sayesinde bu tutkuya ilgi git gide artış göstermekte, ancak markalaşma adına işler pek de iyi değil. Burada elini taşın altına koyanlardan biri sensin ve Pomander adıyla yeni bir markanın ortaya çıkmasına öncülük ettin. Markayı ve nasıl ortaya çıktığını kısaca bize anlatırmısın.


Kafamda hep bir saat üretme fikri vardı, ancak bu iş oldukça yüksek maliyetler gerektirdiği için bir türlü hayata geçiremiyordum. Ayrıca kanalımı hiçbir zaman satış yada ticari faaliyet yapmak maksatlı kullanmayı planlamadım. Bir gün Saat Kulesi markasının kurucusu İsmail Doğanay yanıma gelip böyle bir projem var bana destek olurmusun dediğinde açıkça ilk başlarda çekingen kaldım, sohbet ettikçe bana benim amacım geriye bir hikaye bırakmak değince işte beni orada yakaladı ve evet dedim. Marka İsmail beyin olmakla birlikte saatlerin tasarımı ve hatta kullanılacak mekanizmalara kadar ben karar veriyorum. Şu ana kadar 3 farklı model çıkardık ve 1.000 den fazla saati çok kısa sürede saat severler ile buluşturduk. Şu anda da üzerinde çalıştığımız 2 yeni modelimiz var, yakın bir süre zarfında onları da saat severlerin beğenisine sunacağız. Benim için en keyifli kısmı Türk tarihinden hikayeleri kolumuza taşımak, ilk projemiz Kıbrıs savaşında bir mayına basmasına rağmen savaşmaya devam eden ve bir efsane haline gelen M 47 model tankı konu almıştık, şu an üzerinde çalıştığımız ve çok yakında çıkacak olan ise Dumlupınar denizaltımızı baz alan bir model olacak.

* Yeni tasarım planları varmı?

Dumlupınar sonrasında, Türkiye’nin havacılık efsanelerinden Nuri Demirağ ve Cengiz Topel projemiz var. Ayrıca Göbekli tepe ile ilgili bir saat yapmak istiyorum, bir de Barbaros Hayretin Paşa ile ilgili bir çalışmamız olacak.

* Youtube kanalın ile ilgili yeni bir projen varmı?

Saatler harici farklı kanallar da açmayı planlıyorum, şu an otomobiller ile ilgili farklı ve ses getirecek bir projenin çalışmaları devam ediyor.

* Sevgili Mert geldiğin ve bu sayımıza renk kattığın için çok teşekkür ediyorum, yeni projelerini de dört gözle bekliyoruz.