1- Öncelikle sizi kısaca tanıyabilir miyiz? Diyetisyen olmaya nasıl karar verdiniz?
Lefke Avrupa Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik mezunuyum. Staj dönemimde ve mezun
olduktan sonraki süreçte Kıbrıs’ta ve farklı dallarda (kurum, klinik vb.) çalışmak mesleğim
açısından oldukça verimli oldu. Şu anda da bir catering firmasında diyetisyen olarak
çalışmaktayım.
Diyetisyen olmaya lisede karar vermiştim; ilk diyetisyene gitme serüvenimle başlamıştı her
şey. Çocukluk ve ergenlik dönemlerimde fazlasıyla kiloluydum ve bu benim bütün hayat
standartlarımı etkiliyordu. 16 yaşında zayıflamaya karar verdiğimde diyet ile tanıştım. Bu
süreçten sonra da diyetisyen olmaya karar verdim.
2- "Beslenme" denildiğinde çoğu insanın aklına ilk olarak kilo vermek geliyor. Sizce
beslenmenin gerçek anlamı nedir?
Beslenme, yemek için yaşamak ve yaşamak için yemek arasındaki farktır. En genel tabiriyle
yaşamın devamı için gerekli besin öğelerinin yeterli miktarda alınmasıdır. Ancak
toplumumuzda öğretilen yanlış algılar, beslenme kelimesini sadece kilo vermek üzerine
olduğu düşüncesini geliştirmiştir.
Her bireyin farklı enerji ihtiyacı vardır. Bu enerji ihtiyacı; yaşadığı coğrafi konum, hayat
şartları, vücut ölçüleri gibi değişkenlik gösteren faktörler tarafından belirlenir. Bu faktörler
doğrultusunda düzenli ve dengeli beslenme şekli oluşturulduğunda aslında kilo diye bir
problem ortada kalmaz.
3- Bugün bilgiye ulaşmak hiç olmadığı kadar kolay. Buna rağmen sağlıklı beslenme
konusunda neden bu kadar fazla kafa karışıklığı yaşanıyor?
Her vücut, her besine ya da beslenme şekline aynı tepkiyi vermez. Örneğin; benim beslenme
sürecimde peynir bana iyi gelmiyorken, bir başkasına oldukça fayda sağlayabilir. Bu da
kişilerin arasında bilgi karmaşasına sebep olur. ‘Ben ekmeği kestim 10 kilo verdim.’ diyen
kişiler illaki çevrenizde olmuştur. Gluten alerjisi/intoleransı olan kişilerin ekmeği kesmesi ona
fayda sağlarken; böyle bir problemi olmayan kişinin ekmeği kesmesi sadece yetersiz
karbonhidrat alımına sebep olur. Bu da vücuda alınması gereken temel besin öğelerinin
eksikliğine yol açar ve kişi kilo veremez.
Bunun yanı sıra, beslenme ve diyetetik bölümü mezunu olmadan sadece internetten aldığı
birkaç eğitimle kendini ‘Beslenme Koçu’ ya da ‘Yaşam Koçu’ ilan eden kişiler var. Biyolojik
açıdan hiç insan vücudu incelememiş, bilimden tamamen uzak bu kişilerin yaptığı işler
neticesinde karmaşıklıklar fazlasıyla yaşanıyor.
4- Kilo verme sürecinde en büyük mücadele sizce fiziksel mi, yoksa zihinsel mi? Neden?
Ben her şeyin zihinde başladığına inanan birisiyimdir. Fiziksel olarak bir hastalık, bir vitamin
eksikliği ya da bir hormon bozukluğu kilo verme sürecini etkileyen temel faktörlerdir. Ancak
kişinin zihninde yarattığı algılar hayatını şekillendirir. ‘Asla kilo vermem’ diyen kişiler ne kadar
sağlıklı beslenirse beslensin kilo veremez çünkü zihni buna inandırmıştır. Bunun yaşanmaması
için danışanlarıma önerdiğim bir şey var; size dar gelen bir kıyafetinizi devamlı göreceğiniz bir
yer asın ve kendinizi onun içinde hayal edin. Böylelikle fiziksel olarak beslenmemizi
düzenlerken zihinsel olarak kendisini buna ikna eder.
5- Günümüzde sosyal medya, beden algısını ve beslenme alışkanlıklarını nasıl etkiliyor? Bu
konuda en çok neye dikkat edilmesi gerektiğini düşünüyorsunuz?
Sosyal medya gün geçtikte tehlikeli bir hal alıyor. Maalesef ki zayıflığı güzellik olarak
benimsemiş durumdayız. Sosyal medya kullanım yaşının düşmesinden dolayı çocukların
zihnine yerleştirilen ‘zayıflık eşittir güzellik’ algısını yıkmak çok zor. Aslında güzel olanın sağlıklı
ve doğru beslenme olduğunu öğretebilirsek bütün bu algıyı yıkabiliriz. Bu da eğitimden
geçiyor. Çocukluk, ergenlik, yaşlılık dönemleri için her yaş grubuna verilecek eğitimler
zamanla bu algıyı değiştirmede oldukça faydalı olacaktır.
6- Diyet listeleri çoğu zaman geçici sonuçlar doğuruyor. Sizce kalıcı değişim hangi noktada
başlıyor?
Kalıcı değişim diyet listeleriyle değil, sağlıklı beslenme programlarıyla başlar. Öncellikle
toplumumuzdaki ‘diyet’ algısını tamamen değiştirmeliyiz. Benim danışanlarıma ilk başta
söylediğim şudur; ‘Diyet değil sağlıklı beslenme’. Devamlı olarak kısıtlanma sinyali
gönderirseniz o yiyecek size daha cazip gelmeye başlar. Bu yüzden kısıtlama yapmadan
dengelemek en doğrusudur. Kişi kalori dengesini kurmaya başladığında hiçbir şeyi kısıtlaması
gerekmez.
7- Meslek hayatınız boyunca sizi en çok etkileyen, bakış açınızı değiştiren bir danışan
deneyiminizi paylaşabilir misiniz?
Sağlıklı beslenme sürecimizde bir kadın danışanım bir akşam ağlayarak beni aradı. Ailevi
problem yaşadığını ve psikolojik olarak iyi olmadığını buna bağlı olarak tatlı yemek istediğini
belirtti. Kendisine önce ruh sağlığını toparlamasını ve ne istiyorsa onu yemesini söyledim.
Çünkü o an kısıtlamaya gidip ‘hayır’ cevabı verseydim ruhsal olarak daha da kötüye
gidebilirdi. Tatlı yediğinde iyi olacağı düşüncesini yenmesi gerekiyordu. Dediğini de yaptı,
evde bulduğu tüm çikolataları yemiş ama bu onu ruhsal olarak toparlamıştı ve kendini iyi
hissettiği noktada beslenme sürecine devam etmek istediğini söyledi. Eğer o gün o çikolatayı
yemeseydi sonrasında devam etmesi çok daha zor bir süreç olacaktı. O gün anladım ki konu
sadece beslenmek değilmiş. Konu bazen bilimsel bazen ise duygusalmış.
8- Sağlıklı yaşam denildiğinde çoğu zaman sadece fiziksel görünüm konuşuluyor. Sizce ruh
sağlığı ile beslenme arasındaki ilişki yeterince önemseniyor mu?
Kesinlikle önemsenmiyor. Aslında yukarıda bahsettiğim de tam olarak buydu. Rahat bir zihin,
iyi bir ruh sağlığı olmadan vücudunuzda hiçbir hücreniz sağlıklı hareket edemez. Vücudu bir
bütün olarak düşündüğümüzde, besinlerle beslediğimiz gibi düşünce ve duygularımızla da
zihnimizi besleriz. Bu sebepten ki ikisi ayrılmaz bir bütündür.
9- Yoğun iş temposu, stres ve düzensiz yaşam... Bu üçlüyle mücadele eden biri için ilk
değişmesi gereken alışkanlık sizce hangisidir?
Öncelikle stresle başa çıkmayı öğrenmelidir. Stres ve kaygıyı hayatından uzaklaştırmalı
sonrasında zaten her şey yerine oturacaktır. Vücut stres altındayken hormonsal olarak
savunma mekanizması geliştirir. Bu da direnç göstermesine sebep olur ve ne yaparsa yapsın
kilo vermek zorlaşır. Stresten kilo veren kişilerin de savunma mekanizması bu yönde çalışır ve
sonrasında mide/bağırsak problemleri yaşamaları kaçınılmazdır.
Stresle başa çıkan bir kişi hayatın temposuna çok daha rahat ayak uydurabilir. Bu tempoyla
beraber yaşamını da düzenler.
10- Bir diyetisyen olarak, danışanlarınıza sadece beslenmeyi mi öğretiyorsunuz, yoksa
yaşam biçimini de birlikte yeniden inşa ediyor musunuz?
Diyet değil sağlıklı beslenme programı. Danışanlarım içinde sunduğum hizmet tam olarak bu
şekilde. Bir doğum günü partisine katılacaksa o pastayı yemesine engel olmam. Bir ortamda
onların hayat standartlarının düşmesine izin verecek bir diyetisyen değilimdir. O pastayı
yediğinde günün geri kalanında bunu dengeleyeceğimizi bilir benim danışanlarım ve
hayatlarından geri kalmadan anın tadını çıkarabilirler.
11- Toplumda "yasaklı yiyecek" anlayışı oldukça yaygın. Siz bu yaklaşımı nasıl
değerlendiriyorsunuz?
Nasıl ki tek başına kilo verdiren bir yiyecek yoksa yasaklı bir yiyecekte yoktur. Yasaklı yiyecek
ancak şu şekilde olabilir; kişinin bilinen bir alerjisi vardır ve bazı besinleri tüketmemesi
gerekir. Bu kişi için yasaktır ama onun haricinde her besini dengelemenin bir yolu vardır.
12- Sağlıklı yaşam konusunda keşke herkesin bilmesini istediğiniz ama yeterince
konuşulmayan bir gerçek var mı?
Aslında birden fazla var. Ancak en temelde şu gerçeklik vardır; İnsanlar kilo veremedikleri için
değil, sürdüremedikleri için başarısız hissederler. İki hafta diyet programı uygulayıp bırakan
değil, aylarca sürdürebilen ve bunu yaşam tarzı haline getiren kişiler başarılı olur.
13- Meslek hayatınız boyunca sizi motive eden temel değer nedir?
İnsanların kendileriyle barıştığını görmek en çok motive eden temel değerlerden birisi benim
için. Kilo yüzünden kendine ve aynaya küsen birçok kişinin yeniden kendi değerine dönmesi
çok önemli. Ancak bunu sadece beslenme ile bağdaştırmak çok doğru değil. Beslenme
programı yazarken kişilerin hayatlarına da dahil olmak, mutluluk ve üzüntülerine ortak olmak
çok kıymetli. Arada kurulan duygusal bağ beni mesleğime gün geçtikçe daha da bağlıyor.
14- Bugünden on yıl sonrasına baktığınızda hem kariyeriniz hem de topluma katkınız
açısından nasıl bir iz bırakmayı hedefliyorsunuz?
Kişileri daha çok bilgilendirmiş olmayı hedefliyorum. Herkese doğru beslenmenin ve sağlıklı
yaşamın kalitesini anlamış olmasını umuyorum. ‘Yasakçı Diyetisyen’ değil ‘Dengeci Diyetisyen’
olmak istiyorum.
15- Son olarak, Göktürk Dergisi okurlarına sağlıklı yaşamla ilgili tek bir mesaj bırakacak
olsanız, bu mesaj ne olurdu?
Vücudunuz ara sıra yaptığınız seçimleri değil; her gün tekrarladığınız seçimleri hatırlar. Çünkü
sizi değiştiren büyük adımlar, tekrar ettiğin alışkanlıklardır.