Artık insanların kıskançlığı eskisi gibi değil.
Kimse sadece paranı, arabanı ya da sahip olduklarını kıskanmıyor. Çünkü bunların çoğu, bir şekilde elde edilebilir şeyler. Çalışarak, zamanla, hatta bazen şansla… Ama asıl kıskanılan şey bunlar değil.
Asıl kıskanılan şey; senin enerjin, bulunduğun ortama kattığın hava ve insanların sana duyduğu gerçek bağ. Sen bir ortama girdiğinde dikkat çekiyorsan, insanlar seni dinliyorsa, yanında huzur buluyorsa… işte orada görünmeyen bir değer oluşur. Bu değer; ne satın alınabilir ne de taklit edilebilir. Çünkü o, dışarıdan kazanılan değil, içeriden taşan bir şeydir.
İnsanların seni gerçekten desteklemesi, arkandan iyi konuşması, sen yokken bile varlığını hissettirmeleri… Bunlar, görünmeyen ama en güçlü bağlardır. Birinin adını duyduğunda yüzünde istemsiz bir tebessüm oluşuyorsa, işte o kişi sahip olduğu şeylerle değil, yaydığı şeyle iz bırakmıştır.Ve tam olarak bu yüzden, en çok da buna sahip olanlar kıskanılır. Çünkü bu, sahip olunan bir şey değil; olunan bir şeydir. Karakterdir, duruştur, samimiyettir. Bir insanın kendini olduğu gibi taşıyabilmesi, rol yapmadan var olabilmesi… işte bu, çoğu insanın ulaşamadığı bir noktadır.

Çünkü herkes zengin olabilir, herkes güzel görünebilir, herkes bir şeylere sahip olabilir… ama herkes aynı etkiyi bırakamaz. Herkes bir odaya girdiğinde ortamın enerjisini değiştiremez. Herkes yokluğunda bile hissedilemez.
İnsanlar çoğu zaman bunu itiraf etmez. Ama içten içe bilirler: Asıl eksik olan, sahip olunamayan değil; hissedilemeyendir. Bu yüzden de en çok, senin neye sahip olduğun değil… kim olduğun kıskanılır.