Eylül Ayça Karakuş ile Hayatın İçinden - Turgay Yıldız

Eylül Ayça Karakuş ile Hayatın İçinden köşesinin konuğu Turgay Yıldız oldu. Keyifli sohbet sizlerle...

Eylül Ayça Karakuş ile Hayatın İçinden - Turgay Yıldız

Eylül Ayça Karakuş ile Hayatın İçinden köşesinin konuğu Turgay Yıldız oldu. Keyifli sohbet sizlerle...

15 Ekim 2020 Perşembe 10:18
863 Okunma
Eylül Ayça Karakuş ile Hayatın İçinden - Turgay Yıldız
banner14
banner18

Eylül Ayça Karakuş ile Hayatın İçinden sayfasının değerli konuğu Turgay Yıldız’a sizler adına sordum soruları. Keyifli sohbetimize katılmak ister misiniz? Benden size söylemesi, bu sohbet kaçmaz
sevgili dostlar... Hayata dair, sanatın her dalından bir tutam sözü var Turgay Bey’in. Öyleyse kahveler sizden, bu özel sohbetin detaylarını vermek benden.

Göktürk Dergisi okuyucularımız için bize kendinizden bahseder misiniz Turgay Bey?

Tokatlı bir anne ve babanın dört evladından üçüncüsüyüm. Ankara’da doğdum büyüdüm. İlk orta lise ve üniversite hayatım Ankara’daydı. Kendimi Ankaralı sayarım. Bizans yani İstanbul ekmek kapımız olduğu için çok gittim geldim ama hep döndüm memlekete. Tiyatro eğitimi aldım. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Fakültesi Tiyatro bölümünden mezun oldum. Sonrasında çeşitli özel tiyatrolarda oyunculuk. Ardından kendi tiyatrolarımızı kurma serüveni. Çoğul ekinin nedeni var anlatması uzun dinlemesi yorucu bir hikaye. Belki başka zaman dile getiririm.

Tiyatro serüveniniz, sosyal medyanın sevilen ismi olma yolculuğunuz nasıl başladı?

Son olarak kurduğumuz tiyatronun adı Ankara Komedi Sahnesi idi. Üç arkadaş Hüseyin Gazi İnce, Ali Okyar ve ben birlikte kurduk. Uzun yıllar birlikte onlarca oyunun altına imza attık. Ben tiyatroda oyuncu yazar yönetmen besteci ve genel sanat yönetmeni olarak görev yaptım. Yanı sıra televizyon ve radyo işleri gündeme geldi. TRT ile başlayan televizyon serüveni özel kanallara uzanarak devam etti. Sunuculuk, skeç yazarlığı dizi oyunculuğu bu zamanlardadır. Yirmi dört yaşımdayken yazdığım Palyaço Prens adlı çocuk oyunum İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları’nda sahnelendi yönetmenliğini Erhan Yazıcıoğlu müziklerini rahmetli Esin Engin yapmıştı. O güne değin hazırlanmış en pahalı çocuk müzikali prodüksiyonuydu yanlış anımsamıyorsam. Üç seneden fazla sahnelerde kaldı. Aynı oyunu Ankara Devlet Tiyatrosu repertuarına aldı ve sahneledi. Ağırlıklı çocuk oyunları olmak üzere yirminin üzerinde oyun yazdım, bir çoğunun müziklerini yaptım; yine bir çoğunda oyuncu ve yönetmen olarak görev aldım. 94 yılında Flash TV’nin önerdiği bir programla hayatım başka bir yöne doğru evrildi: Politik mizah! Hem de canlı canlı. Evet o yıldan 2008 yılına dek aralarda boşluklar olsa da program adı değişse de içindeki insanlar azalsa da canlı politik mizah programlarını sürdürdüm. Ağırlıklı olarak Bahadır Tokmak’la birlikte gerçekleştirdik bu yayınları. Onlarca ödül de aldık mahkemelere de çıktık. Övgü de işittik küfür de ama yılmadık. Son olarak Avrasya TV’de Türk Kahvesi programını yapıyorduk Ergenekon operasyonu başladı biz kapı dışında kaldık. Sonrası ekransız ve yasaklı günler. Aralarda “zararsız yayınlar”da oyunculuk ile geçim arayışları yazarlıklar... 2014’te ani bir kararla Amerika’ya gidiş. Sinema filmi niyetiyle gidip dil kursuna razı olup Los Angeles ve Boston’da yaşanan günler. Sonra Avcılar Belediyesi Konservatuarı’nda oyunculuk hocalığı. 6 senede onlarca öğrenci yetiştirme. İstanbul’u terk ediş. Pandemi günleri. Elbette tüm bu hay huyun içerisinde sizin de benimle ilgilenmenize neden olan telefonun kamerasıyla çektiğim yüzlerce politik skeç ve onun sosyal medya üzerinden estirdiği rüzgar. Eksik gedik hikayemiz bu.

TRT Ankara Televizyonunda metin yazarlığı, oyunculuk, program sunuculuğu gibi önemli görevler üstlendiniz. Bu kadar yoğun tempoda çalışırken kendinizi nasıl yeniliyordunuz?

Yenilenmek için ekstra bir zamana gereksinimiz olmayabilir. Severek yaptığınız iş yormadığı gibi size daha fazla güç de verebiliyor.

Sizin için yazmak mı yoksa oynamak mı daha zor?

İkisi de keyifli. Güzel olana ulaşmak zordur ama her zor olan güzel değildir. Ben iki güzelliğe ulaşmayı istedim. Ayrıca zorluk ulaşılacak olanı daha da çekici yapıyor.

Sayısız öğrencileriniz oldu. Öğrencilerinize öğrettiğiniz en kıymetli bilgi neydi?

Her şeyi elde edebilirsiniz her meslekte boy gösterebilirsiniz ama önce iyi insan olun. İyi olun ve bu iyiliği herkese her yere ulaştırın bulaştırın. İyiliğin olmadığı yerde sahip olduklarınızın hiç bir hükmü yoktur.

Sanata dair sandıkta sakladığınız, kimseyle paylaşmadığınız bir bilgi var mı? Sadece ben bilmeliyim bu bilgiyi dediğiniz bir bilgi mesela...

Nasrettin Hoca’dan kırk yıllık sirke isteyen adam gibi oldunuz bu soruyla. Hoca diyor ya her isteyene versem hiç o sirke kırk yıllık olur mu? Paylaşmamı istediğiniz şey sakladığım sır; yani kırk yıllık sirke . Şaka bir yana meslekte bildiğim ne varsa öğrencilerime aktarmaya çalışırım. Onlar ne kadarını alır bilemem ama ben gösteririm anlatırım. Çünkü sırrın değerini de bilmek gerek. Anlatırsınız o gider en önemsiz yerinin ucundan tutar mücevheri kaçırır. Sizin biçtiğiniz değer ile öğrencinin verdiği değer ne yazık ki örtüşmez çoğu zaman. O kısa yolun, hemen fark edilen ışığın peşindedir; bizde ise kalıcı olan ve anlaşıldıkça parlayan tevazünün sükunetin demlenmişliğin ışığı vardır; derinden gelir sonsuzluğu talep eder dingin bir güzellik sunar, heyecansal değildir ama çekim alanı güçlüdür, gündelik perdelerin ışığında fark edilmez asudeliğini muhafaza eder.

Sanatın her alanında olduğunuzu biliyorum. Metin yazarlığı, öğretmenlik, , tiyatro oyunculuğu ve televizyon oyunculuğu derken kocaman bir sanat dünyasının içinde yıllarca var oldunuz ve olmaya da devam ediyorsunuz. Peki Turgay Yıldız’ın bunları başarma sırrı nedir?

Bu bir başarı değil kendini o dünyalarda iyi hissetme halidir. Sevgilinin peşinde koşarsınız, acıktığınıza doyarsınız, bulduğunuzun değil aradığınızın talibi olursunuz. Ben sevdiklerimleyim sadece.

Evinizde kocaman bir kütüphane var. Okuduğunuz kitapların her biri mutlaka çok değerli. Bize kitaplarınızdan bahseder misiniz?

Kitap, bizim var oluş maceramızda yol gösteren, umut kapısı açan, şaşırtan, değiştiren, dönüştüren, evreni anlamamıza yardımcı olan, haz veren, derinleştiren ama bütün bu nedenlerden ötürü bizi biraz daha yalnızlaştıran kötü gün dostudur.

Sosyal medya da sizi seven insanlar olduğu kadar yayınladığınız videoları eleştiren, kabul etmeyen insanlarda oluyordur hiç şüphesiz. Moralinizi bozup, motivasyonunuzu düşürüyor mu eleştirisel yorumlar?

Kendinizi bilirseniz ne iyi sözlerle kibirlenirsiniz ne de kötü sözlere moraliniz bozulur. Bir üzüntü varsa o da bilgiden uzak insanların ezbere bir nefretle donanmış olmalarıdır. Dogmanın nereden kimden gelirse gelsin kötüdür. Aynı düşünceyi aynı inancı paylaşmıyor olmak kimseyi kötü yapmaz, kimseye de hakaret hakkını vermez meğer ki o düşünceyi ya da inancı karşıdakine dayatmasın.

Günümüz de her şeye çok çabuk ve hızlı ulaşıyor. İnternet aracılığıyla herkes her şeyi çok rahat servis edebiliyor. Bunun avantajları ve dezavantajları var mı?

İnternet inanılmaz bir olanak alanı. Veriye erişmek, veriyi ulaştırmak saniyeler içerisinde gerçekleşebiliyor. Ama salt hıza dayalı bir kültür kabul edilebilir değildir. Hız ayrıntıyı yok eder, kabalaştırır. Hızlı erişim hızlı yanılmayı da beraberinde getirebilir. İnternet kötü bilgileri yanlış bilgileri tehlikeli bilgileri bir süzgeçten geçirme yeteneğine sahip değil. İyi de kötü de, güzel de çirkin de, doğru da yanlış da kendisini mutlak ve değişmez gibi sunabilir ve ilk onunla karşılaşan kişileri yanıltabilir. İnsan giderek doğadan ve doğasından kopuyor ve bu kopuş gerçekten sanala evrilen yaşayışımızı “gibi” bir topluma götürüyor. Dokunmadan, hissetmeden emojilerle animasyonlarla kopyala yapıştırlarla size ait olmayan beylik sözlerle ki çoğunun altında yazan kişiye ait olmayan o sözler başka sığlaşmanın kapısını da açar- sizi yalan bir dünyanın figüranı haline getiriyor. Üzerinde iyi düşünmek gerek sanırım.

Yeni projeleriniz var mı?

Proje sözcüğünü sevmiyorum çalışmalarım diyorum; beni bekleyen onlarca dosyam, sosyal medya üzerinde gerçekleştirmeyi istediğim yeni işlerim var. Okumam gereken yüzlerce kitap var. Bestelemem gereken sözlerim var. Ömrüm olursa dünyadan göçmeden ardımda kalıcı eserler bırakmak istiyorum. Henüz anlayamadığım yaşam denilen içinden geçeceğim zamanı ve mekanı anlamak istiyorum, var mı yok mu olduğunu bilemediğim ölüm sonrasını, bizim dışımızdaki evrenlerin varlığını, var oluşun kaynağını bilmek istiyorum.

Göktürk Dergisi okuyucularına vermiş olduğu bu özel röportaj için Turgay Yıldız’a sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum.

Eylül Ayça Karakuş

Göktürk Dergisi

Son Güncelleme: 15.10.2020 16:37
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
banner3

banner23

banner24