Bu kitabı yazmaya başladım.
Ve evet, bir yerde durdu. Yarım kaldı. Masanın üzerinde açık duran bir defter gibi, beni bekleyen sayfaları var. Ama bu bekleyiş bir terk ediliş değil. Aksine, bu kitabın benimle birlikte nefes alması gibi. Bazen susuyor, bazen yeniden konuşmak istiyor. Ben de ona kulak vermeyi öğreniyorum.

Bu kitabı yazma fikri bir sabah uyanıp aklıma gelmedi. Hayatın içinde biriken, kelimeye dönüşemeyen duyguların zamanla ağırlık yapmasıyla başladı. Anlatamadıklarım vardı. Yanlış anlaşıldığım yerler, kendimi ifade etmek isteyip sustuğum anlar… Hepsi içimde bir yerde duruyordu. Yazmak, onları düzenlemek için değil; onlara dürüstçe bakabilmek için başladı.

Bu kitabın adı neden Cihangir diye sorulduğunda, tek bir cevap vermek zor. Çünkü Cihangir benim tek bir hâlim değil. Cihangir, kalabalıklar içinde yalnız kalabilen tarafım. Herkes konuşurken dinleyen, herkes acele ederken duran hâlim. Güçlü görünmesi beklenen ama içinde sürekli düşünen, tartan, hisseden yanım.

Cihangir bağırmıyor. Kendini anlatmak için dikkat çekmeye çalışmıyor. O, hayatı biraz kenardan izliyor. İnsanları dikkatle gözlemliyor. Söylenenlerden çok söylenmeyenlere bakıyor. Ve belki de bu yüzden yazıya daha yakın. Çünkü bazı insanlar konuşarak değil, yazarak netleşiyor. Bu kitabı yazarken kendimle yüzleştiğim anlar oldu. Kolay değildi. Çünkü yazmak bazen hatırlamak demek. Bazen durup “ben bunu neden böyle hissettim?” diye sormak demek. Ama bu metin bir hesaplaşma değil. Kimseye bir şey kanıtlama çabası yok. Sadece olanı olduğu gibi bırakma isteği var.

Yarım kalmasının sebebi de bu belki. Çünkü ben değiştikçe, yazdıklarım da değişti. Bazı cümleler artık bana ait hissettirmedi. Bazı paragraflar eskidi. Onları atmak, yeniden yazmak, beklemek zorunda kaldım. Ama şunu öğrendim: Bir kitabın yarım kalması, onun değersiz olduğu anlamına gelmez. Bazen kitap, yazarıyla aynı hızda ilerlemek istemez. Ben yazmaya devam ediyorum. Bazen sadece bir cümle. Bazen bir sahne. Bazen sadece bir kelimeyi defalarca silip yeniden yazıyorum. Ama bu kitabı bırakmıyorum. Çünkü bu kitap, sadece bir metin değil; benim kendime açtığım bir alan.

Bir gün bu kitabın basılmasını istiyorum. Evet, bunu açıkça söylüyorum. Raflarda durmasını, birinin eline alıp sessizce okumasını, belki bir cümlenin altını çizmesini istiyorum. Tanınmak istiyorum. Ama popüler olmak için değil. Yazdığım bir cümlenin birine eşlik ettiğini bilmek için.

İlham vermek istiyorum. Büyük sözlerle değil. Gerçeklikle. Yarım kalanlarla da yol alınabildiğini göstermek istiyorum. “Ben de bitiremedim ama devam ediyorum” demenin utanılacak bir şey olmadığını anlatmak istiyorum. Çünkü hayatın kendisi de çoğu zaman yarım. Ama biz yine de devam ediyoruz.

Cihangir bu yüzden var.
Cihangir, tamamlanmış bir karakter değil.
Cihangir, hâlâ yazılan biri.

Bu kitabın sonunu bilmiyorum. Belki bugün yazdıklarımdan çok farklı bir yere gidecek. Belki beni bile şaşırtacak. Ama şunu biliyorum: Bu kitabı yazmak, beni kendime yaklaştırıyor. Ve bu, herhangi bir sonuçtan daha değerli.

Ben Meto’yum.
Ama bu kitapta, Cihangir konuşuyor.

Ve o, hâlâ anlatacak çok şeyi olduğunu biliyor.