Covid ve Ötesinde Belirsizlikle Olan Sınavımız - Nuray Yılmaz

Klinik Psikolog/Psikoterapist Nuray Yılmaz "Covid ve Ötesinde Belirsizlikle Olan Sınavımız" başlıklı köşe yazısıyla sizlerle...

Covid ve Ötesinde Belirsizlikle Olan Sınavımız - Nuray Yılmaz

Klinik Psikolog/Psikoterapist Nuray Yılmaz "Covid ve Ötesinde Belirsizlikle Olan Sınavımız" başlıklı köşe yazısıyla sizlerle...

29 Ağustos 2020 Cumartesi 13:45
939 Okunma
Covid ve Ötesinde Belirsizlikle Olan Sınavımız - Nuray Yılmaz
banner14
banner18

Toplumları, kurumları, ekonomileri, günlük hayatı, bedenleri ve ruhları etkileyen bir süreçten geçiyoruz. Çok yönlü etkilenmeyle beraber her birimizi düşünmeye zorlayan bir süreç bu; hemen hepimiz olan biteni anlamaya, analiz etmeye, yorumlamaya çalışıyor, konuşuyor, söyleşiyor, okuyor yazıyor, izliyoruz. İçinden geçtiğimiz bu belirsizliği, bu bilinmez yabancı hali tahammül edilebilir kılmaya, kendi anlam dünyamızda bir yerlere yerleştirmeye çalışıyoruz.

Hayatın olağan akışının bozulduğu durumlarda ortaya çıkan en temel insanlık hallerinden biri; belirsizlikle olan temasımızın oldukça artmış olması. Hayatın olağan akışı nedir? Belirsizlik nedir? Belirsizliğe tahammül etmek neden zordur? gibi birçok soruyu beraberinde getiren bu cümleyi açmaya çalışarak devam edecek bu yazı.

Belirsizlikle sınavımız “gelecek” kavramıyla başlıyor. İnsan gelecek kavramına sahip ancak geleceği bilmeyen bir varlık. Bu da bir kaygı alanı yaratıyor çünkü gelecekte bildiğimiz kesin olan tek şey ölüm. Demek ki belirsizliğe tahammül etmekteki en temel güçlük orada bizi bekleyen bir ölüm olduğunu bilmek ve bunun ne zaman olacağını bilmemekle ilgili. Yani belirsizlik değil, belirsizliğin içindeki olası felaketler bizi korkuttuğu için bilmek istiyoruz. Olası felaketler alanına girdiğinde ise zihnimiz tam bir felaket tellalı gibi işleyebiliyor. Zihnimiz felaket senaryosu üretmeye ne kadar eğilimli ise, belirsiz durumlara karşı tahammülümüz de o kadar zayıf oluyor.

Günlük rutinlerimiz, alışkanlıklarımız bize aşağı yukarı belirli bir hayat yaşadığımız hissi verir. Yaşam tarzlarımız bireysel değil, toplumsal ve tarihsel olarak kurulmuştur. Yani verili bir düzenin içine doğarız, değişim genellikle tehdit etmeyen bir yavaşlıkta gerçekleşir. Bu rutinler sayesinde kuvvetli varsayımlarda bulunabiliriz. “Yarın işe gideceğim”, “bu yıl üniversite sınavlarına gireceğim” gibi planlar, plan olmaktan öte hakikatmiş gibi varsayılır. Evet gelecek belirsizdir ama rutinlerimiz sayesinde bizim için belirli hale gelmiştir. Aslında günlük rutinlerimizi de içeren tüm geçmiş yaşam deneyimlerimiz, yaşadığımız dünya, kendimiz ve gelecek hakkında belirli şablonlar üretmemize neden olur. Beynimiz tüm geçmiş yaşantılardan bağlantılar ve modeller kurarak çalışır. Böylelikle geçmişte kurguladığımız anlamları, çözümleri, nesneleri, durumları otomatik olarak şimdiye ve geleceğe ithal ederiz. Günlük yaşam akışımızda şablona uymayan şeyler beynimiz için hata sinyalidir. Bu hata şiddeti ve süresi bakımından göz ardı edilebilir düzeydeyse göz ardı eder, değilse dikkat oraya yoğunlaşır. İşte hatanın şiddeti ve süresi bazen modelin çökmesine neden olur ve hata giderilene kadar ya da anlamlı bir modele oturtulana kadarki süreçte belirsizlik dediğimiz tekinsiz alanda yaşarız. Örneğin sabah uyandığınızda kolunuz ağrımışsa, bu önce göz ardı edilebilir bir hata olarak algılanabilir. Geçmiş tecrübelerden faydalanarak bu sinyale “gece kolumun üzerine yatmış olmalıyım” gibi bir anlam verip üzerinde durmayabiliriz. Ancak hatanın şiddeti ve süresi daha yüksekse yani her gün ağrıyor ya da çok şiddetli ağrıyorsa dikkatiniz mutlaka bu hatada olacaktır. Hataya anlam veremediğimiz süre boyunca belirsizlikle karşı karşıya kalacağızdır. Kısacası biz kuvvetle muhtemel olana, belirli muamelesi yapar, modelimiz içinde yer almayan olasılıklar alanı devreye girdiğinde belirsizlikle baş başa kaldığımız hissi yaşarız.

Peki belirsizlikle baş başa kaldığımızda bize yardımcı olacak kaynaklar neler olabilir? Belirsizliğin yarattığı kaygıya denk düşen temel ihtiyaç bilme ve kontrol etme isteğidir. O halde belirsiz olan duruma ilişkin öncelik olabildiğince doğru bilgi ile donanmak olmalıdır. Belirsizlik dönemlerinde bilgi kirliliği de hızlı bir şekilde yayılacağından, doğru ve güvenilir kaynaklardan bilgilenmenin önemi daha da artar. Tamamen bilmenin mümkün olmadığı durumlarda -ki bu genellikle zaten mümkün olmaz- , bilinebilir olana ulaşmak, daha doğru tahminlerde bulunabilmemizi, yani kuvvetle muhtemel olana ulaşmamızı sağlar. Aksi takdirde tamamen karanlık olan boşluğu zihin pek de gerçekçi olmayan felaket senaryoları ile doldurur.

Kendinizi yetersiz hissettiğiniz oranda olası olumsuz durumlarla ilgili kaygınız daha yüksek olur. Bilgilenme yetersizlik hissini azaltabileceği gibi çoğaltabilir de. Ancak yetersiz olduğunuz halde yetersiz olmadığınız yanılsamasına kapılmanın daha büyük bir risk barındırdığını kabul edersek, buradaki yetersizlik hissi zararlı değil, tersine korunma ihtiyacını bilince çıkaracağı için faydalı olacaktır. Böylelikle kişi rasyonel önlemler alabilecektir. Yeterli olduğu halde, kişinin kendisiyle ilgili algısı yetersiz olduğu yönünde ise, kişi gereksiz bir korunma davranışı içine girecektir ki bu da hayatını sanal bir korku üzerinden sabote etmeye götürür. Bu durumda da kaygıyı yönetmenin en iyi yolu yeterli olduğu durumların farkına varılmasıdır. Kaygının en yüksek olduğu durumlar, tehlikeyi olduğundan büyük algılamak ve kendini olduğundan yetersiz algılamakla ortaya çıkar. Her iki durum için de bilişsel yeniden düzenleme gerekir.

Aşırı kaygı sıklıkla aşırı önlem alma ve kontrol stratejilerine götürür. İnsanların birçoğu kontrol edemeyeceği durumlar için bile kontrol çabasına girer ki, bu da ruhsal düzeneğe zaman içinde zarar verir. Aslında yapabileceği daha fazla bir şey olmadığı halde, aldığı önlemler kaygısını düşürmüyorsa, kaygılanmanın kendisi bile bu kontrol davranışının yerini alabilir. Yani kaygılanarak önlem aldığı yanılsaması. Sınırlarımızın kabulu bizi sakinleştirecek olan şeydir burada. Evet kabul etmekte zorlanabiliriz, ancak hiçbirimizin tanrısal bir gücü yok. Yapabileceğim bu kadardı diyebilmek, yetersizliğimizi kabul edebilmek de sağlıklı bir ruh halinin önemli bir işlevidir. Hayatın, doğanın ve evrenin içindeyiz, üstünde değil.

Nuray Yılmaz

Klinik Psikolog/Psikoterapist

Mail: nuraytanyilmaz@hotmail.com

İnst:@klinikpsikolog_nurayyilmaz

Göktürk Dergisi

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
banner3

banner23

banner24