ABD ile Rusya arasında 2010’da imzalanan New Strategic Arms Reduction Treaty (New START), 5 Şubat 2026 itibarıyla yürürlük süresini tamamladı ve artık bağlayıcı bir anlaşma olarak geçerliliğini yitirdi.
New START, iki süper gücün stratejik nükleer savaş başlıkları ve fırlatma araçları için sınırlar koyan son resmi çerçeveyi temsil ediyordu. Anlaşma kapsamında her iki taraf da belirli sayıda nükleer başlık, kıtalararası füzeler ve diğer stratejik silah sistemlerine sınır getirmiş, kapsamlı doğrulama ve denetim mekanizmalarıyla bu sınırlamaların sürdürülmesine çalışmıştı.
Ancak anlaşmanın süresi dolduğunda, artık Washington ve Moskova arasında bağlayıcı nükleer silah sınırlaması kalmadı. Bu durum, küresel güvenlik çevrelerinde yeni bir silahlanma döneminin başlangıcı olarak değerlendiriliyor. Birleşmiş Milletler, anlaşmanın sona ermesini “uluslararası barış ve güvenlik açısından kritik bir dönem” olarak nitelendirirken, tarafları yeni bir kontrol çerçevesi oluşturmak üzere yeniden müzakere masasına çağırdı.
Anlaşmanın sona ermesi, nükleer silahların kontrolüne yönelik on yıllar süren çabaların önemli bir dönemeçte olduğunu gösteriyor. Uzmanlar, New START’ın verdiği denetim ve saydamlık mekanizmalarının ortadan kalkmasının, özellikle ABD ve Rusya’nın elindeki büyük nükleer stokların durumunu belirsizleştirebileceğine işaret ediyor.
Uluslararası toplumun geri kalan kısmı da bu gelişmeyi yakından izliyor. Çin gibi diğer nükleer güçler, anlaşmanın sona ermesinin stratejik dengeler üzerinde etkileri olabileceğini ifade etti. Çin Dışişleri yetkilileri, anlaşmanın sona ermesinden duydukları üzüntüyü dile getirirken, tüm tarafların diyalogla yeni bir çerçeve oluşturması gerektiğini belirtti.
Bu gelişmeyle birlikte küresel nükleer silah kontrol rejiminin nasıl şekilleneceği ve gelecekte olası bir silahlanma yarışının önlenip önlenemeyeceği, uluslararası güvenlik gündeminin önemli maddelerinden biri olmaya devam ediyor.