Ne kadar kendinden emin, kontrollü ya da kararlı görünürsek görünelim, yaşamın gerçeği değişmiyor “herkesin görünmez bir yarası, kimsenin bilmediği bir savaşı” var. Bu savaş çoğu zaman dışarıdan okunamaz. Çünkü yaşam, bir vitrin gibi davranmamızı ister, profesyonel, güçlü, çözüm odaklı, tutarlı... İşte bu nedenle, güvensizlik anlarımızı, karanlık gecelerimizi, dağıldığımız günleri çoğu zaman kendimize bile itiraf edemeyiz.
Pek çoğumuz, gün içinde bile “iyi görünme zorunluluğu”yla yaşar. İş yerinde performans, ilişkilerde duygusal yönetim, sosyal çevrede kusursuz görünme baskısı… Tüm bunlar bir araya geldiğinde, dışarıdan çok iyi görünen insanların içeride kırılgan, yorgun ve kimi zaman tükenmiş olmasının şaşırtıcı bir tarafı kalmaz.
İnsan, sosyal normların talebi doğrultusunda dışarıya cilalı bir benlik sunarken, iç dünyasında çok daha kırılgan bir manzara barındırabilir. Bu duruma “görünür-benlik ve gizli-benlik ayrışması” denir. Ve çağdaş yetişkinliğin sistematik bir gerçeğini yakalar. Yetişkinlerin büyük kısmı, başkalarının sandığından çok daha fazla dağılmıştır.
İnsan zihni, karar alırken sürekli olasılık hesapları yapar ve çoğu zaman bilinmezlik karşısında belirsizlik üretir. Belirsizlik ise güvensizliğin doğal kaynağıdır.
Güvensizlik, karakter zaafı değildir, beynin riskli durumlara verdiği evrimsel, tamamen işlevsel bir tepkidir. Yani “kendine güvenemediğin anlar” senin eksikliğin değil, zihninin seni koruma biçimidir.
“Ne kadar kararlı görünürse görünsün, herkesin devam edip edemeyeceğini sorguladığı anlar vardır.” Kararlılık çoğu zaman dışarıdan okunan bir fenomendir. Ancak kararlılık süreklilik değil, dalgalanmalar içerir. Bir insan hayatı boyunca sayısız kez yön değiştirir, güçsüz hisseder, motivasyonunu yitirir ve tutunacak bir dal arar.
Sosyal medya kültürü, başarı mitlerini parlatırken bu dalgalanmaları görünmez hale getirir. Oysa insan zihni, motivasyonu sürekli sabit tutabilecek bir mekanizmaya sahip değildir. Bu nedenle kararlılığın kaybolduğu anlar, kişinin başarısızlığına değil, “insan” oluşuna işaret eder.
Sessiz Duygusal Döngüler
“Ne kadar mutlu görünürse görünsün, herkesin karanlık geceleri var.”
“Mutluluk” modern kültürün en aşırı tüketilen kavramı hâline geldi. Reklamlar, iş dünyası ve popüler psikoloji bize sürekli “iyi hissetme zorunluluğu” dayatıyor. Böylece mutsuzluk, suçluluk üreten bir deneyime dönüşüyor.
Oysa duyguların nörofizyolojik işleyişi gösteriyor ki insan gece karanlığında daha derin düşünür, daha kırılgan olur ve duygusal yoğunluğu daha yüksek yaşar. Bu biyolojik bir ritimdir, gizlenecek değil, anlaşılacak bir şeydir.
Psikolojik dayanıklılığın yanlış anlaşılan yönü, “Ne kadar sağlam görünürse görünsün, herkesin dağıldığı günler var.” Dayanıklılık, hiç kırılmamak değil, kırıldığında yeniden toparlanabilmektir. İnsan sistemleri, ister psikolojik ister fizyolojik olsun, bazen dağılmayı bir yenilenme mekanizması olarak kullanır. Dağıldığın gün, zayıf değil, “insan” sındır. “Ne kadar kusursuz görünürse görünsün, herkesin toplayamadıkları var.” Yaşam içinde herkesin bir “artıklar alanı” vardır. Tam çözülememiş duygular, kapatılmamış defterler, içten içe kemiren pişmanlıklar, susturulmuş öfkeler… Bunlar kişinin kişisel arkeolojisinin parçalarıdır. Kusursuzluk bir algı yönetimi biçimi olabilir, fakat toplayamadıklarımız, insan olduğumuzun kanıtıdır.
Yalnızlık Yanılgısı der ki “Herkesin Savaşı Var”
Bugünün profesyonel hayatı, rekabet, hız ve başarı baskısı altında yaşıyor. Bu baskı bireyleri içe kapatıyor, kendi acılarını “özel bir başarısızlık” gibi yorumlamaya itiyor.
“Mücadelende yalnız olduğunu düşünme; sen görmesen de herkesin bir savaşı var.”
Oysa psikoloji net bir veri sunuyor; “Aynı yaş aralığındaki yetişkinlerin büyük çoğunluğu benzer kaygıları, benzer yetersizlik korkularını, benzer tükenmişlik döngülerini yaşıyor.” Yalnız hissetmek, yalnız olduğun anlamına gelmez.
Bu nedenle yetişkinlikte en önemli psikolojik beceri, “herkes iyidir, sorun bendedir” yanılgısını bırakıp şu gerçeği kabul etmektir; “Hiç kimse göründüğü kadar sağlam değil; hiç kimse sandığın kadar yalnız değil.”
Gerçek özgüven, acısızlık ya da kusursuzluk değil; kendi iç dünyasıyla dürüstçe yüzleşebilen kişi olmaktan geçer. Yetişkinliğin en kritik psikolojik becerisi, kendinizi hırpalamaktan vazgeçip, şefkatle yaklaşmayı öğrenmektir. Dayanıklılık, kendini yok sayanların değil, kendine özen gösterenlerin kapasitesidir.
Psikolojik sağlamlığınız için kendinize yatırım yapın. Bu yatırım; dinlenmek, sınır koymak, profesyonel destek almak, zihninizi ve duygularınızı düzenleyecek alışkanlıklar geliştirmek ya da sadece kendinize dürüstçe “buradayım” demek olabilir. Nasıl olursa olsun, kendi iç dünyanıza verdiğiniz her küçük emek, sizi görünmez savaşlarınızda daha güçlü kılar.