ÖZEL HABER

Ofluoğlu: “Kadınların güvenliği iktidarın en temel sorumluluğudur”

İYİ Parti Kadın ve Aile Politikaları Başkanı Kevser Ofluoğlu, son 6 yılda 3354 kadının hayattan koparıldığına işaret ederek “Kadınların yaşam hakkı tartışma konusu yapılamaz.

Kadınların güvenliği bir siyasi tercih değil, ülkeyi 24 yıldır yönettiğini sanan iktidarın en temel sorumluluğudur” dedi. İYİ Parti’nin kadınların güven ve eşitlik içinde yaşayacağı bir Türkiye için çalışacağını vurgulayan Ofluoğlu, “Bu doğrultuda; İstanbul Sözleşmesi’nin yeniden yürürlüğe girmesi için mücadele edeceğiz. Ve iktidarımızda yeniden yürürlüğe koyacağız. 6284 sayılı Kanun’un etkin ve tavizsiz uygulanmasının takipçisi olacağız. Kadın cinayetlerinde cezasızlık kültürüne son verilmesi için gerekli yasal düzenlemeleri hayata geçireceğiz” ifadelerini kullandı

İYİ Parti Kadın ve Aile Politikaları Başkanı Kevser Ofluoğlu, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü dolayısıyla partisinin genel merkezinde basın açıklaması yaptı. 8 Mart’ın eşitsizliğe, şiddete, sömürüye ve kadınların hayatlarını kuşatan sistematik ayrımcılığa karşı yükselen tarihsel bir itiraz günü olduğunu savunan Ofluoğlu, “Bugün, kadınların yüzyıllardır süren hak mücadelesinin, adalet arayışının ve eşit yurttaşlık talebinin sembolüdür. 8 Mart; kadınların eşit ve onurlu bir yaşam talep ettiklerini hatırlatan güçlü bir toplumsal çağrıdır. Kadınların emeğinin görünür kılınması, yaşam hakkının korunması, fırsat eşitliğinin sağlanması ve kadınların toplumsal hayatın her alanında eşit biçimde var olabilmesi için verilen mücadelenin ortak sesidir. Bu nedenle 8 Mart, bir kutlamadan çok; eşitlik, adalet ve özgürlük talebinin yükseldiği bir mücadele günüdür” dedi.

“Kadınlar güvende değil”

Türkiye’de kadınların yaşamın birçok alanında ciddi eşitsizliklerle karşı karşıya bulunduğunu vurgulayan Ofluoğlu, “Bugün Türkiye’de kadınlar; sokakta, evinde güvende değildir. İş yerinde eşit değildir. Siyasette yeterince temsil edilmiyor. Hukuk önünde yeterince korunmuyor” ifadelerini kullandı.

“Koruma kararları kağıt üzerinde kalıyor”

Kadına yönelik şiddet ve kadın cinayetlerinin münferit olaylar olmaktan çıkarak toplumsal bir yara haline geldiğini kaydede Ofluoğlu, “Kadınlar çoğu zaman en yakınlarındaki erkekler tarafından hayatlarından koparılmaktadır. Her gün bir kadının öldürüldüğü bir ülkede yaşıyoruz. Koruma kararları çoğu zaman kâğıt üzerinde kalmakta, gerekli önlemler zamanında alınmamakta, failler ise cezasızlık kültürüyle cesaret bulmaktadır. Mahkemelerde uygulanan ‘haksız tahrik’ ve ‘iyi hal’ indirimleri, adalet duygusunu zedelemekte ve toplum vicdanını yaralamaktadır” şeklinde konuştu.

“Son 6 yılda 3354 kadın hayattan koparıldı” Dünya Sağlık Örgütü’nün güncel tahminlerine göre; Türkiye’de her 10 kadından 4’ünün, 15 yaşından sonra fiziksel ya da cinsel şiddete maruz kaldığına işaret eden Ofluoğlu, “2025 yılı verilerine göre Türkiye’de; şüpheli ölümlerde dahil 591 kadın öldü ve yüzde 60’ı da kendi evinde, en yakınındaki erkekler tarafından öldürüldü. Son 6 yılda ise 3354 kadın hayattan koparıldı. Yine geçtiğimiz yıl en az 23 kadın, şubat ayında bir günde 3 kadın hakkında koruma kararı bulunmasına rağmen öldürüldü. Koruma kararına rağmen bir kadının öldürülmesi demek iktidarın ve kurumların görevini yapamadığı anlamına geliyor. Peki bir karşılığı var mı? Her zaman olduğu gibi bir hesap soran da hesap veren de yok. Ülkede kadının adı da yaşam hakkı da yok” dedi.

“İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılması kadınların güvenliği konusunda geri adım oldu”

“Kadınların yaşam hakkı tartışma konusu yapılamaz” diyen Ofluoğlu, “Kadınların güvenliği bir siyasi tercih değil, ülkeyi 24 yıldır yönettiğini sanan iktidarın en temel sorumluluğudur. Kadına yönelik şiddetle mücadele yalnızca cezai yaptırımlarla sınırlı değildir. Etkin bir koruma mekanizması, güçlü sosyal destek politikaları ve kararlı bir siyasi irade gerektirir. Bu noktada İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılması, kadınların korunmasına yönelik en önemli uluslararası mekanizmalardan birinin ortadan kaldırılması anlamına gelmiştir. Kadın ölümleri her yıl yüzde 10 oranında artarak devam etti.” değerlendirmesini yaptı.

Ofluoğlu şöyle devam etti:

“0ysa Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesi, kadın ve erkeğin eşit yurttaşlar olduğu bir toplumsal düzen üzerine inşa edilmiştir. Cumhuriyetimizin banisi Mustafa Kemal Atatürk sayesinde 1926’da kabul edilen Türk Medeni Kanunu ile Türk kadını birey olarak kabul edilmiş, 1934 yılında ise Türk kadınlarına birçok ülkeden önce seçme ve seçilme hakkı tanınmıştır. Cumhuriyet devrimleri, kadınları toplumsal hayatın eşit ve özgür bir öznesi haline getirmiştir. Ancak bugün geldiğimiz noktada, kadınların siyasette, ekonomide ve sosyal yaşamda yeterince yer bulamadığı bir tablo ile karşı karşıyayız”

“Kadınların karar mercilerinde yer alışından söz etmek mümkün değil”

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kadın temsil oranının yüzde 20 seviyelerinde kaldığına işaret eden Ofluoğlu, “Türkiye’de 81 il var ama sadece 11’inde belediye başkanları kadın. 922 ilçenin ise 64’ünde ilçe belediye başkanları kadın. 50 bin küsür mahallede de 2150 kadın muhtarımız var. Temsilde eşitlikten, kadının karar mercilerinde yer alışından söz etmek mümkün değil” dedi.

“Kadınların ekonomik özgürlüğü olmadan gerçek eşitlikten söz edemezsiniz”

Ekonomik alanda da benzer bir tablo söz konusu olduğunu dile getiren Ofluoğlu, “Kadınların iş gücüne katılım oranı OECD ülkeleri arasında en düşük seviyelerden biridir. Milyonlarca kadın kayıt dışı, güvencesiz ve düşük ücretli işlerde çalışmak zorunda bırakılmaktadır. Eşit işe eşit ücret ilkesi çoğu zaman uygulanmamaktadır. Kadınların istihdama katılımını artıran politikalar geliştirilmeden, kreş ve bakım hizmetleri yaygınlaştırılmadan ve çalışma hayatında fırsat eşitliği sağlanmadan kadın ve erkek eşitliği kurulamaz. Kadınların üzerindeki bakım yükünün paylaşılması, çalışma hayatında ayrımcılığın ortadan kaldırılması ve kadın girişimciliğinin desteklenmesi kalkınmanın da önemli bir parçasıdır. Kadınların ekonomik özgürlüğü olmadan gerçek eşitlikten söz etmek mümkün değildir” ifadesini kullandı.

“Sadece hukuka değil, insanlık onuruna da aykırı”

Kız çocuklarının eğitimden koparılması ve erken yaşta evliliklerin bir diğer sorun olduğunu anlatan Ofluoğlu, “Türkiye’de geçtiğimiz yıl 10 bin çocuk evliliği gerçekleşti. Bunların 9 bine yakını kız çocuğuydu. Bir kız çocuğunu okuldan alıp erken yaşta evliliğe zorlayan anlayış; sadece hukuka değil, insanlık onuruna da aykırıdır” şeklinde konuştu

“İstanbul Sözleşmesi’nin yeniden yürürlüğe girmesi için mücadele edeceğiz”

İYİ Parti olarak, kadınların güven ve eşitlik içinde yaşayacakları bir Türkiye için söz verdiklerini dile getiren Ofluoğlu, “Bu doğrultuda; İstanbul Sözleşmesi’nin yeniden yürürlüğe girmesi için mücadele edeceğiz. Ve iktidarımızda yeniden yürürlüğe koyacağız. 6284 sayılı Kanun’un etkin ve tavizsiz uygulanmasının takipçisi olacağız. Kadın cinayetlerinde cezasızlık kültürüne son verilmesi için gerekli yasal düzenlemeleri hayata geçireceğiz. Kadınların siyasette, ekonomide ve kamusal yaşamda eşit temsilini güçlendirecek somut politikalar geliştireceğiz. Kadın istihdamını artıracak, kadın girişimciliğini destekleyecek kapsamlı ekonomik programlar uygulayacağız. Kreş, bakım hizmetleri ve sosyal destek mekanizmalarını yaygınlaştırarak kadınların üzerindeki bakım yükünü azaltacağız. Kız çocuklarının kesintisiz eğitim hakkını güvence altına alacağız” açıklamasını yaptı.

Ofluoğlu şunları ekledi:

“Çünkü biz biliyoruz ki: Kadın; bireydir. Kadın; yurttaştır. Kadın; eşittir. Halk ozanımız Neşet Ertaş’ın dediği gibi kadın insandır. Kadınların eşit olmadığı bir toplumda demokrasi güçlü olamaz. Kadınların güvende olmadığı bir ülkede özgürlükten söz edilemez. Bugün; kutlama günü değil, sorumluluk günüdür. Ülkeyi yönetenlere de hatırlatmak isterim: Kadınların sesini duyun, sorunlarını görün ve gerçek çözümler üretmenin yollarını arayın. Aramadığınızı biliyoruz. En azından size çözüm önerileri üreten İYİ Parti’nin yolundan gidin. Kadınların korkmadan yaşayabildiği, eşit haklara sahip olduğu, emeğinin karşılığını aldığı bir Türkiye mümkündür. İYİ Parti olarak söz veriyoruz: Kadınların sesi olmaya, adalet talebini büyütmeye ve eşitlik mücadelesini kararlılıkla sürdürmeye devam edeceğiz. Çünkü kadınların mücadelesi yalnızca kadınların değil, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin geleceğinin mücadelesidir. Kadın cinayetlerinin, şiddetin ve eşitsizliğin olmadığı bir Türkiye mümkündür. Ve biz, o Türkiye’yi kurmak için mücadele edeceğiz”