Kendime Yer Açmayı Öğrenirken

Kendime sınır koymayı ve mesafeyi korumayı her zaman kolay beceremedim. Bu konuda zayıf kaldığımı bugün dürüstçe kabul ediyorum. Hayatımda en çok zorlandığım alan, insanlarla arama sağlıklı sınırlar koyabilmekti. Uzun süre, tanıdığım herkesi aynı yakınlıkta hayatıma aldım; mesafeyi bir ihtiyaç değil, sanki bir eksiklik gibi gördüm. Oysa zamanla anladım ki sınır koyamamak iyi niyet değil, kendini ihmal etmekmiş. İnsanlara yaklaşırken hep içimden geldim. Güvenmek, açılmak, paylaşmak benim için doğal bir refleks gibiydi. Kalbimin kapısını çalmak zor değildi; samimiyet yeterliydi. Ama zaman geçtikçe fark ettim ki, herkes benim baktığım yerden bakmıyor. Ben herkesi aynı açıklıkla karşılarken, herkes aynı özeni taşımıyordu. Bu fark, zamanla beni sessizce yordu.

Sınır koyamadığımda kendimi suçlamadım ama içimde bir eksilme hissettim. Yoruldukça sustum, sustukça her şeyi içimde taşımayı öğrendim. “Böyleyim ben” demek kolaydı; değişmeye cesaret etmek ise daha zordu. Çünkü sınır koymak, başkalarına çizgi çekmekten çok, insanın kendisiyle yüzleşmesini gerektiriyordu. Ne kadar vereceğini, nerede duracağını, neyi artık taşımayacağını seçmekti. Bu süreçte fark ettiğim bir başka şey de şuydu: Korkularım çoğu zaman beni korumuyordu. Aksine, beni gereğinden fazla tetikte tutuyordu. Zihnim sürekli ihtimaller üretiyor, henüz yaşanmamış senaryoları gerçekmiş gibi önüme koyuyordu. Olmamış şeylere hazırlanmak, beni güçlü kılmadı; sadece yordu.

Kuruntu yapmak bir alışkanlık hâline gelmişti. Söylenmemiş sözleri duymuş gibi düşünmek, bakışlara anlamlar yüklemek, sessizlikleri büyütmek… Zihnim bazen benden daha hızlı hareket ediyordu. Ama artık şunu öğreniyorum: Her düşünce gerçek değildir. Her his, mutlaka bir gerçeğe dayanmaz. Düşünceler gelir ama hepsi kalıcı olmak zorunda değildir. Korkularımla kavga etmiyorum artık. Onları yok etmeye çalışmıyorum. Geldiklerinde fark ediyorum ama direksiyonu onlara vermiyorum. “Buradasın ama beni yönetemezsin” demeyi öğreniyorum. Bu, insana sessiz bir güç kazandırıyor. Çünkü bazı korkular yenilerek değil, ciddiye alınmayarak etkisini kaybediyor.

Zihnimde bir sadeleşme başladı. Daha az varsayım, daha az senaryo. Olanı olduğu gibi görmeye, olmayanı oldurmamaya çalışıyorum. Her şeyi kontrol etme ihtiyacım azaldıkça içimde bir ferahlık oluşuyor. Çünkü kontrol etmeye çalışmak güven vermiyor; asıl güven, kendine alan tanımakla geliyor.

Bugün ilişkilerimde daha bilinçliyim. Herkese aynı yakınlığı sunmak zorunda olmadığımı biliyorum. Herkesi hayatımın merkezine almak gibi bir mecburiyetim yok. Yanında kendim gibi olabildiğim, susarken bile yorulmadığım insanlar daha kıymetli. Geri kalanlar için mesafe, bir korunma alanı.

Kendime karşı daha dürüst bir yerden duruyorum. Korkularım var ama beni tanımlamıyorlar. Düşüncelerim var ama beni yönetmiyorlar. İçimdeki sesi daha net duyuyorum. O ses bana acele etmememi, kendimi zorlamamamı, her şeyi aynı anda çözmek zorunda olmadığımı hatırlatıyor.

Bu noktada niyetimin yanlış anlaşılmasını istemiyorum. Ben insanlardan uzaklaşmak istemiyorum; sadece bana gerçekten değer veren insanların kıymetini bilmeyi öğrenmek istiyorum. Herkesi hayatımda tutmak değil, doğru insanlara doğru yeri vermek istiyorum. Bu bir eleme değil, bir fark ediş.

Bu yolculuk bitmiş değil. Ama artık neyi taşımak istemediğimi bilmeliyim. Kendime daha çok alan açmalıyım. Daha sade, daha net, daha gerçek bir yerden ilerlemek istiyorum. Ve bugün, olduğum yerdeyim demek istiyorum. Olduğum hâlimle, öğrendiklerimle, fark ettiklerimle.

Bu bana yeter.
Şimdilik.

Sevgiler Metin