Yaklaşık 1.400 yıllık İslamiyet’te Ramazan ayında sakız Orucu bozar mı bozmaz mı olayını çözemeyen taifeye yılbaşı ile Noel arasındaki farkı elbet anlatamayız, bu arkadaşların bir yılbaşı bir de domuz etindeki hassasiyetlerini uyuşturucu, taciz, hırsızlık, hak yeme, yalan gibi birçok günahta da keşke görebilseydik.
Asıl enteresan olay, bu sözde Müslüman arkadaşlara Hz. İsa İslamiyet’te peygamber olarak geçmiyor mu desek, elbette cevabını alacağız. Hz. İsa Hristiyanların peygamberi olduğu kadar bizim de peygamberimizdir. Elbette bir Müslüman olarak peygamberimiz Hz. Muhammed (SAV), buna inanmış ve kabul etmişiz ancak kutsal kitabımızda dahi peygamberliği kabul edilen Hz. İsa’nın doğum günü olarak kabul edilen (Bu arada Katolikler ile Ortodokslar farklı tarih kutlar) bir günü neden bu kadar dert edildiğini anlamak mümkün değil, kısaca bizde kutlu doğum haftası neyse Hristiyanlarda da Noel aynı şey. Elbette ben demiyorum ki Müslümanlar Noel kutlasın, sadece bu kadar tepkinin ne kadar gereksiz olduğunu anlatmaya çalışıyorum ki zaten konumuz Noel değil Yılbaşı.
Diğer bir konumuzda Yılbaşı ağacı, son yılların en epik tartışması da bu oldu. Ağaç süslemek Hristiyan geleneğidir diyen taifeye karşı hayır o bir eski Türk geleneğidir diyen başka bir taife türedi. Hiç uzatmadan söylüyorum, ağaç süslemek Türk geleneği falan değildir, son yıllarda çıkan Nardugan bayramı geleneğinin de tarihçiler tarafından bulunan bir belgesi ya da kaydı yoktur. Evet ön Türklerin çok küçük bir kısmının yılın en uzun gecesinin geçmesi ve bahar sürecinin başlaması özelinde bazı kutlamalar yaptığı tarihçiler arasında söylense de eve ağaç getirip süslemek ile hiçbir kayıt yoktur.
Son olarak meşhur Noel baba konusuna girmek istiyorum. Ağaç tartışmasının bir başka ayağı da burada yaşanıyor. Şu anki bildiğimiz beyaz sakallı ve koca göbekli Noel Baba üzgünüm ama yaklaşık 100 yıl önce Coca Cola’nın bir reklam kampanyası ile hayatımıza girdi. Ancak meşhur kırmızı kıyafetli figür daha önceden bugünkü haline gelmesi, 1863'te karikatürist Thomas Nast’ın Harper’s Weekly dergisi için yaptığı çizimle başladı. 1800'lerin ortalarında, Noel Baba zayıf ve uzun olarak tasvir ediliyordu.
Noel Baba ya da Santa Claus efsanesinin izleri üçüncü yüzyılda yaşamış Aziz Nicholas adlı keşişe uzanıyor. Aziz Nikolaos veya Aya Nikola Antalya’da doğduğu ve öldüğü söylenen bir din adamı. Geç yaşından itibaren yoksullara maddi yardım yapması ve çocuklara hediyeler vermesiyle etrafında sevilen bir figür olan piskopos Nicholas, zamanla bu özelliklerinden Noel baba karakterine can verdiği düşünülüyor.
İşin magazin kısmına geçersek, ülkemizde 2025 yılında neler yaşandığını kısaca hatırlatmak isterim, malum bu topraklarda kısa süreli hafıza temel sorunumuz.
2025 yılına çok acı bir haberle başladık, Bolu Kartalkaya’da Grand Kartal otelde çıkan yangında 78 insan hayatını kaybetti. Yangın sonrası açılan mahkeme Ekim ayında sonuçlandı. Bolu 1. Ağır Ceza Mahkemesi aralarında otel sahibi, ailesi ve belediye yetkililerinin de bulunduğu 20’si tutuklu 32 sanığın yargılandığı davada, 11 sanığa ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası, geri kalanına müebbet hapis cezası verdi. Adalet yerini buldu desek de giden gittiğiyle kaldı, hafızalarda kalan ise basit bir denetleme ve kontrol prosedürünün bürokrasi kademeleri arasında nasıl yapılamadığı kaldı.
Mart ayına ise İBB operasyonu ve Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alınması damga vurdu. Kayyım atamaları, gözaltılar ve gizli tanıklar ve itirafçı sanıkların havada uçuştuğu dava halen devam ediyor. Sonuç ne olur bilinmez ama ülke ilk günden bu konuda iki ayrı kutba bölündü, açıkçası dava içeriği ve süreci kimsenin çok da umurunda değil. Bir kısım için zaten Ekrem İmamoğlu ilk andan itibaren suçlu ilan edilirken, diğer cenah mahkemede ne sunulursa sunulsun Ekrem İmamoğlu’nu masum olarak kabul etti.
Mayıs ayı, 2024 yılında MHP genel başkanı Devlet Bahçeli’nin çağrısıyla başlayan 2. Açılım süreci olarak da anılan müzakerelerin sonucunda PKK’nın kendini fes ettiğini açıklamasıyla Türkiye gündemine oturdu. Bu konu başlı başına ayrı bir başlık olması gerektiğinden detaylıca yazamıyorum, ancak sürecin gidişatını izlemeye devam edeceğim. Her konuda olduğu gibi bu olayda da ülke ikiye ayrıldı, bir kısım için ne olursa olsun barış olsun derken, diğer bir yandan da teröristlerle pazarlık yapılmayacağını ve bunun bir ihanet süreci olduğunu savunan geniş bir kesim yer aldı.
Haziran ayına gelince bir anda ülkenin her yanından orman yangını haberleri almaya başladık. Orman Genel Müdürlüğü verilerine göre, 1-30 Haziran'da 612'si orman, 951'i zirai alan olmak üzere 1563 yangın çıktı. Bu orman yangınlarının 499'u tarım alanlarından başlayarak ormanlara sıçradı. Bu yangınların büyük bir kısmı dikkatsizlik ve ihmalden gerçekleşti, ülkemizin akciğerlerini yok yere yok ettik, elbette terör saldırılarını da göz ardı edemeyiz. Birçok noktada terör bazlı kundaklamalar olduğu tespit edildi.
Ekim ayı ise adeta yeşil sahalara bomba gibi düşen bahis skandallarıyla sallandı.
Türkiye futbol liglerinde görev alan 571 hakemden 371'inin bahis hesabının olduğu, 152'sinin bahis oynadığı yönündeki açıklamalarla ortaya çıkan skandal da TFF Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu’nun açıklamasında bir hakemin 18.227 kez bahis oynadığını söyledi.
Birçok TFF ve kulüp yöneticisi bu skandalı, dönüm noktası olarak nitelendirdi, soruşturmalar halen devam ediyor.
Aralık ayına geldiğimizde, Libya askeri heyetini taşıyan uçağın ülkemiz sınırlarında düştü. Türk Silahlı Kuvvetleri Genelkurmay Başkanı Orgeneral Selçuk Bayraktaroğlu’nun daveti üzerine Ankara’da bulunan Libya Genelkurmay Başkanı Orgeneral Muhammed Ali el-Haddad ve beraberindeki heyetin yer aldığı iş jeti salı günü akşam saatlerinde Ankara semalarında düştü.
Uçakta bulunan üç kişilik mürettabat ve Genelkurmay Başkanı Al Haddad ile beraberindeki heyet dahil toplamda sekiz kişi hayatını kaybetti. Konu ile ilgili geniş çaplı çalışmalar devam ediyor.
Aslında sayfalar dolusu konu bulmak mümkün, bunlar aklıma ilk gelenler, sadece 1 yılda yaşananlar başka ülkelerde onlarca yılda yaşanacak ve kıyamet koparacak haberlerken bizler içinse sıradan ve günlük bir rutin artık.
Alışmak ya da hissizleşmek mi, yoksa hayatta kalma savaşı içinde başka bir şeye odaklanamamak mı bilmiyorum ama 2026’dan tek dileğim artık haber bulmakta zorlandığımız, sakin ve huzurlu bir Türkiye diliyorum.
Happy Yeni yıllar