ÖZEL HABER

DERVİŞOĞLU: "SALTANAT DEĞİL, CUMHURİYET İSTİYORUZ"

Büyük Türk milleti, Kıymetli yol arkadaşlarım, Değerli misafirler ve basın mensupları, Grup toplantımıza hoş geldiniz sefalar getirdiniz! Geçmiş bayramınızı Yaşadığımız ve yaşatılan her şeye rağmen Bir kere daha kutlamak isterim.

Türk milletine bayramlarda bile huzuru çok gören bu saltanat çarkını Hep birlikte kırdığımız günlere, en kısa sürede erişmeyi Allah bizlere, hayırlısıyla, nasip etsin diyorum. Değerli arkadaşlarım, Perşembenin gelişi çarşambadan bellidir. Yaşadığımız son 10 yılı, Adeta çarşambalardan ve perşembelerden ibaret yaşadık. Her olay birbirinin devamı; Her hadise bir diğer felaketi, kepazeliği, skandalı getiren bir zincirin halkaları gibi cereyan etti. Bunca olup bitene bakarak, Hiç birimizin şaşırma hakkı, Birkaç kelam edip kenara çekilme lüksü yoktur. Kim ne derse desin, Ne umarsa umsun, Her daim millet ve devlet umurunu taşımak Bizim boynumuzun borcudur. İYİ Parti’nin kuruluş hikayesini bir hatırlayın. Felaket zincirinin arifesinde; OHAL şartlarında ve tek adam sistemi inşa edilirken nasıl bir yol çizdiysek, Türk milleti bize nasıl bir görev verdiyse, Bugün bize düşen de yakışan da değişmemiştir. Biz hakikatin yolundan ayrılmadık, ayrılmayız. Biz düşkünlerden olmadık, olamayız. Türk milleti, sözde cemaat, özde bir terör ve casusluk şebekesini def ederken, İktidar partisi, eski ortağından kurtulmakla, Kimini paylaştığı, kimini ise onun sayesinde nüfuz ettiği kurumları, Üzerine geçirme planları yapmaktaydı. Ve biz, böyle bir zamanda, itirazımızdan vazgeçemezdik. 60 yıllık bir davayı, Bir kişinin tahtına revan edenlere karşı sessiz kalıp, Talimatla yazdırılan kararları kabul ederek, dayatmalarına boyun bükemezdik. Türk milletinin, Tekçi, tek adamcı bir sistemle boğulmasına razı olamazdık. Türkiye’nin, Partizan bir bürokrasiyle, Güdülenmiş yargı odaklarıyla, Şahsileşmiş bir devlet düzeniyle yönetilmesini Destekleyemezdik, sindiremezdik, benimseyemezdik. Biz milletin oyunu, Üç günlük dünya hayatına, Üç kuruşluk makamlara ciro edemezdik. İşte bu yüzden bir araya geldik, Çoğaldık, kök saldık, meyve verdik, taşlandık! Yılmadık, usanmadık, rotamızdan hiç şaşmadık! Bu yüzden milletimizin karşısında alnımız aktır, başımız da diktir.

Yaşananları ilk günden itibaren dikkatle takip ediyoruz. Gelinen noktanın, CHP’nin iç meselesi olmadığını, Başından beri Türkiye’de siyasetin nasıl şekilleneceğine ilişkin Daha büyük bir arayışın adımı olarak kurgulandığını görüyoruz. İmralı ile yapılan ihanet pazarlığına, Nasıl ki gafiller ve ahmaklar gibi barış deyip geçmiyorsak, CHP’ye cebren, kapılar kırılarak girilmesine de, Başına kayyum atanmasına da, Bir yargı kararıdır deyip geçmiyoruz. Çünkü biliyoruz, hatırlıyoruz. Yargının siyasete yol açması, ona ram olması, Her zaman lanetle hatırlanan dönemlerin ürünüdür. Ve bu kararlar, Vicdanlarda yaralar açmış, Milletimiz arasına her zaman nifak tohumları saçmıştır. Unutmayalım, 1960’taki Yassıada’da verilenler de yargı kararıdır. Yaraları halen kapanmamıştır. 1971 muhtırasının kırdığı kalemler de yargı kararıdır. 1980 sonrası yapılanlar, Kapatılan partiler, hapisler, davalar, yasaklar, zindanlar, Hepsi birer yargı kararıdır. Ve hepsinin açtığı yaraların izleri, Bedenlerimizde, ruhlarımızda durmaktadır. Bu sebeple İYİ Parti olarak, Tarafımız da duruşumuz da nettir, bellidir… Biz bir kayyum cumhuriyeti istemiyoruz! Biz bir vesayet demokrasisi istemiyoruz! Biz, bir kişiye biat etmişlerin; Birkaç hâkimin, bürokratın, danışmanın değil, Milletin sözü üstün olsun istiyoruz. Siyaseti mahkemelerin değil, Sandığın belirlediği bir Türkiye istiyoruz. Biz saltanat değil, Cumhuriyet istiyoruz! Bugün ihtiyacımız olan şey yeni tartışmalar, Yeni sorun alanları değil, Milletin ferasetine duyacağımız güvendir. Dahası, Milletin siyasete duyacağı güvendir. Bugün siyasetin geldiği halden,

Hangi seçmen memnundur?

Hangi siyasetçi huzurludur?

Vatandaşın dertleri siyasetin umurunda değil, Fakat siyasetin sorunları vatandaşın sırtındadır. Soruyorum: AK Partilisi, MHP’lisi, Milletvekili, il-ilçe başkanı, delegesi, Bu yaşananlar ve yaşatılanlar, hiç mi sizleri yaralamıyor, Hiç mi içinizi sızlatmıyor? Çarşıda, pazarda, sokakta yürürken, Baktığınız yüzlerde, size bakan gözlerde Milletin öfkesini hiç mi görmüyorsunuz? Tabutlukları, 12 Eylülleri, zindanları, 28 Şubatları, kapatma davalarını ne çabuk unuttunuz? Sizleri, Türk milletinin temsilcisi, avukatı, serdengeçtisi olmaktan alıp da, El atıyla, kardeşinin üzerine sürdüren bu düzenden nasıl razı olursunuz? Siz, 1 kişiye 10 kişi çullanırken, Durun! diye koşan adamlardan bu hale nasıl geldiniz? Mevzuyu bilmeden, haklıyı haksızı tartmadan, Karakterinizi unutup, taraf olup, zulme sessiz kalacak bir hale ne zaman büründünüz? Unutmayın, Ardına düşüp, yanlışını doğrusundan, günahını sevabından daha çok alkışladığınız, Yukarıdaki o bir avuç, Bu yaptıkları ile en çok sizi yok ediyor! İtibarınızı tüketiyor! Kimse kusura bakmasın ve herkes bilsin ki, Ben zulme sessiz kalmam! Haksızlık karşısında dilsiz şeytan olmam! Kötü emsali örnek almam! Başkasını ithamla kendimi savunmam! Demokrasiye de darbe yaptırmam. İYİ Parti kadrolarıyla sonuna kadar mücadele ederim.

Değerli dava arkadaşlarım;

Siyaseti mahkeme kararlarıyla, yasaklarla, Bir takım demokrasi dışı müdahaleler ile dizayn etmeye çalışanlar, Geçici başarılar elde edebilir. Ama milletin iradesine rağmen kalıcı sonuçlar alamazlar. Sandığın çözeceği meseleleri, Başka yollarla çözmeye çalışmak, Türkiye’ye sadece yeni krizler üretir. Bir kez daha tekrar ediyorum ki; Bizim durduğumuz yerde “Meşruiyetin tek kaynağı milletin hür iradesidir.” “Ben gücünü milletten almayan hiç kimseyi, Siyasi muhatap kabul etmem, atanmışlarla da uğraşmam.” Bakınız, Hukuk devleti demokrasinin rakibi değil, teminatıdır! Hukukun görevi, siyasi hayatı şekillendirmek değil; Siyasi hayatın adil, şeffaf ve kurallar içinde işlemesini sağlamaktır...

[Metin çok uzun olduğu için yanıt sınırına takılıyor. İstersen kalan kısmı da hiçbir değişiklik yapmadan devam ettirebilirim.]