Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Kırgızistan ziyaretinin ardından dönüş yolunda uçakta gazetecilerin sorularını yanıtladı. Erdoğan’ın açıklamalarından öne çıkan başlıklar şöyle:
“Değerli basın mensubu arkadaşlarım, sizleri en içten duygularımla selamlıyorum. Kırgız Cumhuriyeti’nin ev sahipliğinde düzenlenen Şanghay İşbirliği Teşkilatı Zirvesi’ne katılmak amacıyla gerçekleştirdiğimiz Bişkek ziyaretimizi tamamlamış bulunuyoruz. Dostum ve kardeşim, Cumhurbaşkanı Sadır Caparov’un daveti üzerine diyalog ortağı olduğumuz Teşkilat’ın bu yılki zirvesine şeref konuğu olarak katıldım. Bunun yanı sıra 31 Ağustos akşamında liderlerle birlikte 6. Dünya Göçebe Oyunları’nın açılış programında yer aldım ve sporcularımızla bir araya geldim. Bu vesileyle kardeş Kırgız halkının 31 Ağustos Bağımsızlık Günü’nü bir kez daha gönülden kutluyor, Sayın Caparov’un şahsında Kırgız halkına misafirperverlikleri dolayısıyla teşekkürlerimi iletiyorum.
“ŞANGHAY İŞBİRLİĞİ TEŞKİLATI’YLA BİZİ YAKINLAŞTIRAN UNSUR, ORTAK BÖLGESEL SAHİPLENME ANLAYIŞIMIZDIR”
Değerli basın mensupları, bundan 30 yıl önce “Şanghay Beşlisi” adıyla ortaya çıkan Şanghay İşbirliği Teşkilatı, geçen süre içerisinde yaklaşık 30 ülke ve uluslararası kuruluşun yer aldığı, dünyanın önde gelen bölgesel yapılanmalarından biri haline gelmiştir. Asya Pasifik ile Orta Doğu’yu aynı çatı altında buluşturan bu yapı, yaklaşık 35 trilyon dolarlık ekonomik büyüklüğü ve 4 milyarı aşan nüfusu temsil etmektedir. Türkiye’nin yalnızca Teşkilat üyesi ülkelerle gerçekleştirdiği yıllık ticaret hacmi de 150 milyar dolara yaklaşmaktadır. Türkiye olarak büyüyen ekonomimiz ve Doğu ile Batı arasındaki stratejik konumumuz doğrultusunda bu geniş ekonomik ve beşerî coğrafyayla ilişkilerimizi daha da geliştirmek için çalışmalarımızı sürdürüyoruz. 2019 yılında açıkladığımız “Yeniden Asya” girişimi de bu yaklaşımımızın somut bir yansımasıdır.
Şanghay İşbirliği Teşkilatı çatısı altında bizi birbirimize yaklaştıran bir başka önemli nokta ise ortak bölgesel sahiplenme anlayışımızdır. Zirvede gerçekleştirdiğim konuşmada bu konuya vurgu yaparken, çok taraflılık ve iş birliğini temel alan diplomatik yaklaşımımızı da aktarma imkânı buldum. Küresel adalet, istikrar ve sürdürülebilir kalkınmayla doğrudan bağlantılı olan iklim değişikliğiyle mücadele ve enerji başta olmak üzere çeşitli alanlardaki çalışmalarımız hakkında bilgiler verdim.
Zirve kapsamında mevkidaşlarımla ikili görüşmeler de gerçekleştirdim. Azerbaycan, Kırgızistan ve Rusya Federasyonu liderleriyle gündemimizde bulunan meseleleri kapsamlı biçimde değerlendirdik. Ayrıca Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin de aralarında bulunduğu çeşitli muhataplarımla görüş alışverişinde bulunduk.
Değerli basın mensupları, daha önce de ifade ettiğimiz gibi, en batıdaki Asyalı ve en doğudaki Avrupalı ülke konumumuzla ortak değerlere sahip her girişimin doğal bir parçası olmaya devam edeceğiz. Özellikle bölgemizde yaşanan farklı çatışma ve krizlerin uluslararası hukuk çerçevesinde, diyalog ve diplomasi yoluyla çözüme kavuşturulması yönündeki ilkeli yaklaşımımızı sürdüreceğiz.
Bu düşüncelerle gerçekleştirdiğimiz ziyaretin ülkemiz, milletimiz, bölgemiz ve tüm insanlık açısından hayırlı sonuçlara vesile olmasını diliyorum.”
“HEDEFİMİZ, 360 DERECELİK BİR BAKIŞLA KENDİ AĞIRLIĞIMIZI ARTIRMAK”
SORU-CEVAP
Bişkek Zirvesi’nde alınan kararların Türkiye ile Şanghay İşbirliği Teşkilatı arasındaki ekonomik ilişkilere etkisi ne olacak? Türkiye’nin Teşkilat’la ilişkilerini tam üyelik seviyesine taşıması gündemde mi?
Değerli arkadaşlar, öncelikle Bişkek Zirvesi, Türkiye’nin ekonomik, siyasi ve stratejik açıdan seçeneklerini genişletme iradesinin önemli bir göstergesi olmuştur. Türkiye olarak Şanghay İşbirliği Teşkilatı’na üye ülkelerin tamamıyla ikili ticari ve ekonomik ilişkiler yürütüyoruz. Çin’den Orta Asya’ya, Rusya’dan Güney Asya’ya kadar uzanan geniş coğrafyanın ülkemiz açısından ciddi ticari ve ekonomik fırsatlar sunduğu artık herkes tarafından görülüyor.
Teşkilatla ilişkilerimizde de çok yönlü dış politika anlayışımız doğrultusunda son yıllarda önemli mesafe kat ettik. Türkiye, Batı ve Doğu ile dengeli ilişkiler kurabilen ve bu ilişkileri derinleştirebilen bir ülkedir. Bu yaklaşımımız, küresel meselelerin iş birliği ve etkili çok taraflılık temelinde çözülmesine yönelik hedefimizi de güçlendiriyor.
Önümüzdeki dönemde Şanghay İşbirliği Teşkilatı ile ilişkilerimizi daha ileri bir noktaya taşımamız mümkündür. Ancak özellikle belirtmek isterim ki Türkiye’nin üyelik perspektifi herhangi bir bloktan ayrılmak ya da Batı’ya sırtını dönmek anlamına gelmez. Bizim hedefimiz, 360 derecelik bir vizyonla Türkiye’nin kendi ağırlığını daha da artırmaktır.
“BARIŞ İÇİN GEREKEN HER TÜRLÜ ÇABAYI GÖSTERMEYE HAZIR OLDUĞUMUZU SAYIN PUTİN’E İLETTİK”
Zirve kapsamında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile gerçekleştirdiğiniz görüşme de dikkat çekti. Görüşme nasıl geçti, hangi başlıklar ele alındı?
Sayın Putin’le ikili bir görüşme gerçekleştirdik. Görüşmemizde özellikle Rusya-Ukrayna arasındaki gelişmeleri değerlendirme fırsatımız oldu. Son derece verimli ve samimi bir görüşmeydi.
Rusya ile enerji, ticaret, turizm ve yatırımlar başta olmak üzere birçok alanda önemli iş birliklerimiz bulunuyor. Bunun yanında Türkiye olarak her yıl milyonlarca Rus turisti ülkemizde ağırlıyoruz. Geçmişte Almanya bu alanda önemli bir konumdaydı ancak Rusya daha sonra bu ülkeyi geride bıraktı.
Türkiye, bölgemizde yaşanan çatışmaların barışçıl yollarla çözülmesi konusunda üzerine düşen sorumlulukları yerine getiriyor. Rusya ile Ukrayna arasındaki savaşın bir an önce sona ermesi ve kalıcı barışın sağlanması hem bizim hem de Sayın Putin’in beklentisidir. Bu savaşın Rusya, Ukrayna, bölgemiz ve dünya açısından olumlu bir sonuç ortaya koymadığı açıkça görülüyor.
Sayın Putin’in de bu durumdan memnun olmadığını ve sürecin bir an önce sonuçlanmasını istediğini düşünüyorum. Biz kendisine barışın sağlanması için elimizden gelen her türlü katkıyı sunmaya hazır olduğumuzu ifade ettik. Sonuçta kazananın savaş değil, barış olması gerekiyor. Bunun gerçekleşmesi için gereken her türlü çabayı göstermeye hazırız.
“MEKKE İTTİFAKI’NA AÇIKTAN TEPKİ GÖSTERENLER AZ, ANCAK GİZLİ İTİRAZ EDENLER DE VAR”
İstanbul’da Mekke İttifakı’nın ilk önemli toplantısı yapıldı. Bölgedeki bazı ülkelerin bu oluşumdan ciddi şekilde rahatsız olduğu belirtiliyor. Geniş bir coğrafyada barışı hedefleyen savunma iş birliği neden tepki çekiyor?
İstanbul’da düzenlenen toplantı gerçekten çok önemliydi. Mekke İttifakı’nın ilk somut adımını oluşturmak amacıyla Strateji, Siyaset ve Askeri Komitesi bir araya geldi. Üç ülkenin Dışişleri ve Milli Savunma Bakanları ile Genelkurmay Başkanları toplantıda yer aldı.
Burada mümkün olan en kısa sürede somut adımların atılması yönündeki yaklaşımımız doğrultusunda teknik açıdan yapılması gerekenleri değerlendirdik. Öncelikli konuların başında sekretaryanın oluşturulması ve etkin şekilde çalışır hale getirilmesi geliyor. Bunun yanı sıra askeri ve siyasi meselelerin ele alınması gerekiyor.
Savunma sanayii de önemli iş birliği alanlarından biri. Askeri operasyonel iş birliği kapsamında ise eğitim faaliyetleri, standardizasyon, askeri tehditlerin değerlendirilmesi ve ülkelerin imkan ve kabiliyetlerinin paylaşılması gibi teknik başlıklar görüşüldü. Bu çalışmaların hangi takvim ve yöntemle hayata geçirileceğine ilişkin kararlar alındı.
Bu ittifaka açık şekilde karşı çıkan ülke sayısı fazla değil ancak perde arkasında rahatsızlık duyan ülkeler de bulunuyor. Özellikle Suudi Arabistan, Pakistan ve Türkiye arasındaki denge, birçok aktörün bu oluşuma açıkça karşı çıkmasını zorlaştırıyor. Bu ittifak, bölgede güvenlik ve istikrarı güçlendirmek amacıyla oluşturuldu. Biz de kardeşlerimizle birlikte bu yolda güçlenerek ilerlemeyi sürdüreceğiz.
“TERÖRSÜZ TÜRKİYE SÜRECİNDE İLGİLİ KURUMLARIMIZ EŞ GÜDÜM HALİNDE ÇALIŞIYOR”
“Terörsüz Türkiye” sürecinde çerçeve yasa büyük bir mutabakatla Meclis’ten geçti. Şimdi terör örgütünün silah bırakması bekleniyor. Sizce sürecin tamamlanması için nasıl bir zamanlama öngörülüyor?
Bu tür süreçlerde kesin bir süre belirlemek ya da takvim vermek kolay değil. “Terörsüz Türkiye” sürecini bir zamanlama meselesinden ziyade ulaşılması gereken bir hedef olarak değerlendiriyoruz. Biz meseleye bu şekilde yaklaşacağız.
Elbette devlet olarak bizim de bir yol haritamız, planımız ve buna ilişkin bir takvimlendirmemiz bulunuyor. Sürecin yürütülmesiyle ilgili kurumlarımız şu anda koordinasyon içerisinde çalışmalarını sürdürüyor.
Bugün geldiğimiz aşamada Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde oluşan güçlü mutabakat son derece önemli ve değerlidir. Cumhurbaşkanı Yardımcımız Cevdet Yılmaz’ın başkanlığında oluşturulan takip kurulu da atılacak adımları, kanunda kendisine verilen görevler çerçevesinde planlamaya başladı.
Yasanın uygulanabilmesi için öncelikle örgütün fiilen silah bırakması ve tasfiye sürecini tamamlaması gerekiyor. Buna ilişkin tespit ve doğrulama yöntemleri de belirlenmiş durumda. Süreç aşama aşama ilerliyor.
Bu süreç bütün unsurlarıyla dar bir çerçeveye sıkıştırılmış değil. Bu açıdan belirli bir hareket alanımız bulunuyor. Biz konuya devlet ciddiyetiyle yaklaşıyor ve adımlarımızı da bu anlayış doğrultusunda atıyoruz. Milletimiz de “Terörsüz Türkiye” hedefine desteğini açıkça ortaya koymuştur.
Böylesine provokasyona açık süreçlerin gereğinden fazla uzatılmaması gerekiyor. Meclis Başkanımız başta olmak üzere Grup Başkanlarımız da bu konuda gereken hassasiyeti gösteriyor. Biz de aynı kararlılıkla yolumuza devam ediyoruz.
“İÇ CEPHEYİ GÜÇLENDİRMEK, FARKLILIKLARI ORTADAN KALDIRMAK ANLAMINA GELMEZ”
İç cephenin güçlendirilmesine büyük önem veriyorsunuz. Ancak DEM Parti’den zaman zaman sürece aykırı açıklamalar geliyor ve bunların toplumsal bütünleşmeye zarar verdiği yönünde değerlendirmeler yapılıyor. Bu durumun aşılması için nasıl bir dil oluşturulmalı? Tavsiyeniz nedir?
Biz bu meseleye dar bir pencereden yaklaşamayız. Samimi, sorumlu ve sağduyulu hareket etmek zorundayız. Her şeyden önce kardeşliğimizi korumamız gerekiyor. Konuya mümkün olan en geniş perspektiften bakıyor ve hedefimize de bu doğrultuda ilerliyoruz.
Milletimizin kardeşliğine zarar veren, toplumsal bütünleşmeyi zayıflatan ve terörün geçmişte oluşturduğu fay hatlarını yeniden harekete geçirme riski taşıyan yaklaşımları kabul etmemiz mümkün değil. Siyasi kimliğe sahip bazı kişilerin ölçüsüz açıklamaları olabilir. Hatta süreci bozmak ve zehirlemek amacıyla hareket edenler de çıkabilir.
Ancak bilinmelidir ki toplumsal bütünleşmeye katkı sunmayan her söylem yalnızca kaosa hizmet eder. Ben milletimizin bu tür provokasyonlara karşı güçlü bir direnç geliştirdiğine inanıyorum. Bu süreci milletimiz oluşturdu ve artık sağlam bir zemine oturdu.
İç cepheyi güçlendirmek, farklılıklarımızı ortadan kaldırmak demek değildir. Bunu özellikle ifade ettik. Farklılıklarımızı koruyarak Türkiye ortak paydasında kenetlenmek istiyoruz. Biz buna “Büyük Türkiye Mutabakatı” adını veriyoruz. Hedefimize yürürken ne yaptığımızın farkında olarak ve kararlı biçimde ilerliyoruz.
“TERÖRLE İLGİLİ DÖNEM ARTIK SONA ERMELİ, ŞİDDET VE SİLAH GERİDE BIRAKILMALI”
“Terörsüz Türkiye” başlığından devam etmek istiyorum. Örgütün Suriye’deki yapılanması YPG-PYD’nin feshedilmesine ilişkin alınan kararı nasıl değerlendiriyorsunuz?
Açıklanan kararı kardeş Suriye halkı adına memnuniyetle karşıladım. Alınan kararın ve entegrasyonun sağlanmasına yönelik adımların olumlu olduğunu düşünüyoruz. Ancak kararın sahada nasıl uygulanacağını hem Suriye tarafı hem de Suriye ile uzun bir sınırı bulunan Türkiye olarak yakından takip ediyoruz.
Suriye’nin bütün unsurlarıyla birlik ve bütünlük içerisinde olmasını en fazla arzu eden ülkelerden biri biziz. Suriye’nin sürdürülebilir kalkınması ve kapasitesini artırması açısından bu birliktelik büyük önem taşıyor. Bu nedenle Suriyeli kardeşlerimizin dün olduğu gibi bugün ve yarın da yanında olacağız.
Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, zor bir dönemi gerçekten başarılı şekilde yönetmiş ve yönetmeye devam ediyor. Entegrasyon sürecinden ve Suriye halkının kısa sürede elde ettiği kazanımlardan umutluyuz.
Bu sürecin yalnızca Türkiye ve Suriye açısından değil, tüm bölge bakımından yeni bir dönemin başlangıcına vesile olacağına inanıyorum. Terörle ilgili dönem artık sona ermeli, silahın ve şiddetin hüküm sürdüğü süreç geride bırakılmalıdır.
“SURİYE’NİN İÇ BARIŞINI BOZMAK İSTEYENLERE FIRSAT VERİLMEMELİ”
Suriye konusuyla devam etmek istiyorum. ABD’nin son dönemde Suriye’nin toprak bütünlüğüne yönelik vurgularını artırdığını görüyoruz. Amerikalı yetkililer de “tek bayrak, tek ordu” söylemini daha fazla dile getirmeye başladı. Washington’ın yaklaşımıyla Türkiye’nin uzun süredir savunduğu Suriye politikası arasında bir yakınlaşma görüyor musunuz?
Türkiye olarak Suriye konusunda dün ne söylediysek bugün de aynı noktadayız. Suriye’nin terör örgütlerinin faaliyet alanına dönüşmemesi gerektiğini, burada yaşanacak istikrarsızlığın tüm bölgeye yayılabileceğini söyledik. Geldiğimiz noktada haklı olduğumuz ortaya çıktı.
Demek ki Amerika da artık Suriye’deki gerçekleri görmeye başladı. Suriye halkı çok ağır bedeller ödedi ancak buna rağmen vatanlarına sahip çıktılar. Şimdi ise tüm ülkeyi yeniden inşa etmek için mücadele ediyorlar.
Bu noktada tüm komşu ülkeleri ve Suriye’nin dostlarını, ülkenin yeniden imarına ve inşasına destek vermeye çağırıyorum. Bu çağrımızı bundan sonra da sürdüreceğiz.
Suriye’de yaşananlar, Türkiye’nin vizyonunun ve yıllardır izlediği Suriye politikasının ne kadar gerçekçi olduğunu göstermesi açısından da önem taşıyor. Provokasyonlarla mücadele de bu sürecin önemli başlıklarından biri.
Suriye’nin iç barışını bozmak isteyenlere herhangi bir alan açılmaması gerekiyor. Suriye’de istikrarın yolu, fitne ve ayrılık tohumlarının ortadan kaldırılmasından geçiyor.
F-35 PROGRAMI
Türkiye’nin F-35 programına yeniden katılması ve S-400’lerin üçüncü bir ülkeye devredilmesi ihtimali konusunda bazı adımlar atılabileceği belirtiliyor. Putin’le görüşmenizde bu konu da gündeme geldi mi?
Sayın Putin’le gerçekleştirdiğimiz görüşmede ikili gündemimizde bulunan bütün meseleleri ele aldık. Türkiye, bildiğiniz gibi F-35 programının ortaklarından biriydi ve program kapsamında önemli katkılar sağladı.
Türkiye’nin programa yeniden dahil olması konusunda görüşmelerimiz devam ediyor. Amerika’daki sürecin en kısa sürede tamamlanmasıyla birlikte bu konunun da geride kalacağını düşünüyoruz.
Ancak tüm bu diplomatik girişimlerimizi sürdürürken KAAN projemizden vazgeçmiyoruz. Kendi hava savunma sistemlerimizi geliştirme hedefimizden de geri adım atmıyoruz. Tam tersine Türkiye’nin seçeneklerini daha da genişletiyoruz. Güçlü Türkiye anlayışı tam olarak budur. Güçlü Türkiye’nin yol haritası da budur.
“KARADENİZ’DE TİCARİ DENİZCİLİĞİN GÜVENLİĞİNİ KALICI HALE GETİRECEK BİR YAPIYA İHTİYAÇ VAR”
Karadeniz’de yaşanan savaş nedeniyle zaman zaman ticari gemiler hedef olabiliyor. Türk gemileri de bu gelişmelerden zarar görebiliyor. Putin’le görüşmenizde bu konu gündeme geldi mi? Ortak bir çözüm üzerinde çalışılacak mı?
Burada yalnızca Türk bayraklı veya Türk işletmeciler tarafından kullanılan gemilerin değil, Karadeniz’deki tüm sivil deniz taşımacılığının güvenliği bizim için önem taşıyor. Taraflar arasındaki çatışmanın sivillerin ve ticari faaliyetlerin güvenliğini tehdit edecek bir noktaya ulaşmasına izin verilmemeli.
Bu nedenle konuya çok daha geniş bir perspektiften bakıyoruz. Bu sorunun çözülmesi gerekiyor. Çünkü savaşın verdiği zarar giderek büyüyor.
Karadeniz’de ticari deniz taşımacılığının güvenliğini kalıcı biçimde sağlayacak bir mekanizmanın oluşturulmasına ihtiyaç var. Özellikle tahıl krizinin Afrika kıtasında yeniden gündeme geldiğini görüyoruz. Sorun daha da derinleşmeden gerekli girişimlerin yapılmasında yarar var.
“YUNANİSTAN İÇİNDE BULUNDUĞU BU YANLIŞ POLİTİKADAN VAZGEÇMELİ”
Yunanistan’la ilgili bir soru sormak istiyorum. Bir yandan Türkiye’ye yönelik diyalog mesajları verilirken diğer taraftan Ege adalarındaki askeri kapasitenin artırıldığı görülüyor. Son olarak Başbakan Miçotakis de Türkiye’nin itirazlarına rağmen planlarında değişiklik olmayacağını söyledi. Yunanistan gayri-askeri statüde bulunan adaları silahlandırmayı sürdürürse Türkiye’nin bundan sonraki tutumu ne olacak?
Ne yapalım? Bize düşen görev neyse onu yerine getiririz. Biz Yunanistan’la ilişkilerimizi iyi komşuluk temelinde yürütmek istiyoruz. Aslında Kaş’tan Yunanistan’a seslensek, karşı taraftan duyulabilecek kadar yakınız. Buna rağmen biz her konuda samimi ve yapıcı bir yaklaşım sergiledik. Ancak çoğu zaman bu iyi niyetimizin karşılığını alamadık.
Yunanistan’ın artık şu gerçeği anlaması gerekiyor: Türkiye’nin başka ülkelerin topraklarında gözü yoktur. Fakat Türkiye kendi haklarının çiğnenmesine de izin vermez. Uluslararası anlaşmaların yok sayılması ve ihlal edilmesi hiçbir tarafa fayda sağlamaz.
Türkiye’nin serinkanlı ve sağduyulu tutumunu bir zayıflık olarak değerlendirenler varsa açıkça söyleyeyim; çok ciddi bir yanılgı içerisindeler. Yunanistan, içinde bulunduğu bu yanlış politikadan vazgeçmeli ve gayri-askeri statüdeki adaları silahlandırmayı bırakmalıdır.
Tarih, geçmişten ders çıkaranlar için önemli bir rehberdir. Biz Türkiye olarak bölgemizde barışın, güvenliğin ve istikrarın hakim olması için çalışmalarımızı sürdüreceğiz.