Şimdi ise 2026 yılında, bu hayalimin ikinci bölümünü sizlerle paylaşmak istiyorum.
Geçtiğimiz haftalarda ChatGPT'ye bir soru sordum:
"Sence ben 10 yıl sonra nerede olurum? Tahmin et."
Verdiği cevap beni hem şaşırttı hem de gülümsetti.
"Ben geleceği bilemem. Ancak bugüne kadar konuştuğumuz hedeflerine bakınca seni 10 yıl sonra
New York'ta hayal edebiliyorum."
Üstelik bu hayalini yansıtan bir görsel de oluşturdu.
Sonra bir cümle daha ekledi:
"Çok iyi bir yazar olabilirsin."
O an kendi kendime gülmeye başladım.
"Bir dakika... 10 yıl sonra 44 yaşında oluyorum. Yoksa gerçekten New York'ta mı olacağım? Ama ben
34 yaşındayım ve bu yaşımda gitmek istiyorum ve tam bu yaşımda yaşamak istiyorum"
Elbette bu sadece bir yapay zekânın yaptığı bir tahmindi. Geleceği kimse bilemez.
Ama bu cevap bana önemli bir şeyi hatırlattı:
Hayal kurmak ücretsizdir. O hayalleri gerçeğe dönüştüren ise emek, sabır ve vazgeçmemektir.
Belki gerçekten New York'ta yaşarım, belki de hayat beni bambaşka bir şehre götürür. Bunu zaman
gösterecek. Fakat hedeflerimin peşinden yürümekten hiçbir zaman vazgeçmeyeceğim.
Yapay zekânın oluşturduğu o görsele uzun uzun baktım. İlk başta kendimi orada hayal etmekte
zorlandım. Sanki bana ait olmayan bir geleceğe bakıyormuşum gibi hissettim. Sonra fark ettim ki, o
görsel aslında bugünkü hâlimi değil, hayallerimin peşinden gitmeye devam edersem bir gün
olabileceğim kişiyi temsil ediyordu. Belki o fotoğraf gerçekten ben değilim. Ama o fotoğrafa her
baktığımda, olmak istediğim insanı görüyorum. Belki de hayaller, önce insanın zihninde bir fotoğraf
olarak oluşuyor; sonra emekle, zamanla ve cesaretle gerçeğe dönüşüyor.
Ve kim bilir...
Belki bir gün New York sokaklarında yürürken bu satırları tekrar okur ve kendi kendime gülümserim.
"Demek ki her şey, küçük bir hayalle başlamış."
Bazen kendi kendime düşünüyorum... Eğer bir gün gerçekten New York'ta yaşama fırsatı bulursam,
sanki bambaşka bir hayata başlayacakmışım gibi hissediyorum. Belki geçmişte yaşadığım acıları,
üzüntüleri ve zihnimi yoran takıntıları geride bırakabilirim. Kendime sıfırdan, huzurlu ve umut dolu
yeni bir hayat kurabilirim.
Hayatım boyunca insanlara çok değer verdim. Belki de en büyük eksikliğim buydu; insanları
kendimden daha fazla önemsemek... Benimle iletişimini kesen, bana kırılan ya da benden uzaklaşan
insanları bile uzun süre düşünmeye devam ediyorum. Onların sessizliği bazen içimde derin bir boşluk
oluşturuyor ve bu durum beni duygusal olarak yoruyor.
Elbette geçmişi değiştiremem. Kırdığım insanların kalbini onarmak her zaman kolay olmayabilir. Bunu
kabul ediyorum. Ama öğrendiğim en önemli şey şu oldu: İnsan bazen başkalarını affetmeyi beklediği
kadar, kendini affetmeyi de öğrenmeli. Çünkü ancak o zaman yeni bir hayata gerçekten adım
atabiliyor.
Bazen New York hayali kurmanın bana neden bu kadar iyi geldiğini düşünüyorum.
Sanırım bu şehir, benim için sadece bir şehir değil. Aynı zamanda yeniden başlama umudunu temsil
ediyor.
Her gün New York'u hayal etmek bana güç veriyor, umut veriyor ve mutlu ediyor.
Hayalimde kendimi sabah saat 05.00'te küçük bir stüdyo dairemde görüyorum. Pencereyi açıyorum ve
şehrin yavaş yavaş uyanışını izliyorum. Henüz sokaklar sessiz, gökdelenlerin arasından yükselen ilk
ışıklar ise yeni bir günün habercisi...
Bazen de kendimi Manhattan'da ya da DUMBO'nun sahilinde hayal ediyorum.
Elimde sıcak bir kahve, önümde East River, tam karşımda ise Brooklyn Köprüsü...
Gökyüzü önce gecenin koyu siyahına bürünüyor, ardından yavaş yavaş laciverte, mora ve açık maviye
dönüşüyor. O an, güneşin doğuşunu izlerken derin bir nefes alıyorum.
Ve kendi kendime şu sözleri söylüyorum:
"Bugün yeniden başlayacağım.
Her yeni gün beni daha güçlü, daha başarılı, daha özgüvenli, daha huzurlu ve daha mutlu bir insan
yapacak.
İşimi sevgiyle yapacağıma, insanlara değer katacağıma ve gittiğim her yerde güzel izler
bırakacağıma söz veriyorum.
Bir gün New York sokaklarında sadece yürüyen biri değil; çalışkanlığıyla, dürüstlüğüyle, sevgisiyle ve
insanlığıyla hatırlanan biri olacağım."
Belki bunlar bugün sadece bir hayal... Ama ben hayallerin küçümsenmemesi gerektiğine inanıyorum.
Çünkü insan, önce hayal ettiği kişiye dönüşür. Sonra attığı küçük adımlarla o hayali gerçeğe
dönüştürür.
Kim bilir... Belki bir gün gerçekten DUMBO sahilinde gün doğumunu izlerken bu satırları hatırlar ve
kendi kendime gülümserim.
"Demek ki her şey, vazgeçmeyen bir hayalle başlamış."
New York hayalim aslında çocukluğuma dayanıyor. Bu hayali ilk kurduğumda henüz 9 yaşındaydım.
Bugün ise 34 yaşındayım. Aradan tam 25 yıl geçti.
Yıllar boyunca birçok şey değişti. Büyüdüm, farklı şehirlerde yaşadım, farklı insanlar tanıdım, yeni
hayaller kurdum. Ama değişmeyen tek şey, New York'a olan sevgim ve bir gün orada yaşayabilme
hayalim oldu. Bazen bu hayalin hâlâ gerçekleşmemiş olması beni gerçekten yıpratıyor. İnsan, yıllarca
aynı hayali kurunca ister istemez kendine, "Acaba bir gün gerçekten olacak mı?" diye soruyor.
Ama ne olursa olsun, hayal kurmaktan asla vazgeçmeyeceğim. Çünkü biliyorum ki, insanın en büyük
yol arkadaşı bazen umut, bazen de hayalleridir.
Bu hayali yaşarken müzikler de bana hep eşlik etti. Yıllar boyunca Alicia Keys – Empire State of Mind
(Part II) Broken Down, Beyoncé – Crazy in Love, Jennifer Lopez – Jenny from the Block, Natalia
Oreiro – Que Sí, Que Sí ve özellikle Taylor Swift – Welcome to New York şarkılarını defalarca
dinledim. Ama içlerinden biri vardı ki, bende her zaman bambaşka bir yere sahip oldu...
Taylor Swift'in "Welcome to New York" şarkısı.
Bu şarkıyı her dinlediğimde kendimi sanki Manhattan sokaklarında yürüyormuş, Times Square'in
ışıkları arasında kayboluyormuş ya da Brooklyn Köprüsü'nden gün doğumunu izliyormuş gibi
hissediyorum. Belki bugün bunlar sadece hayal... Ama her büyük yolculuk, önce insanın zihninde
kurduğu küçük bir hayalle başlar.
Ve ben, çocukluğumdan beri taşıdığım bu hayalin peşinden yürümeye devam edeceğim. Bir gün bu
satırları gerçekten New York'ta otururken yeniden okumayı umut ediyorum. Bazen kendi kendime
şunu hayal ediyorum...
Keşke bir gün biri bana sadece bir fırsat verse ve "Hadi, New York'a git. Kendini göster." dese.
Ben de o şehre gidip çalışmayı, kendi ayaklarımın üzerinde durmayı ve hayatımda ilk kez tek başıma
büyük sorumluluklar almayı çok isterdim.
İngilizcemi geliştirmek, farklı kültürlerden insanlarla tanışmak, yeni dostluklar kurmak ve her gün yeni
şeyler öğrenmek benim için büyük bir deneyim olurdu. Belki çok yüksek maaş kazanmazdım. Ama az
da olsa para biriktirip aileme gönderebilmek benim için dünyanın en büyük mutluluklarından biri
olurdu.
Hayalimde anneme ve aileme şöyle demek geçiyor içimden:
"Bakın... Oğlunuz bugün New York'ta tek başına yaşamayı öğreniyor. Mücadele ediyor, çalışıyor,
sorumluluk alıyor, yeni insanlar tanıyor ve emeğiyle kazandığı paranın bir kısmını size gönderiyor."
Sanırım beni en çok mutlu edecek şeylerden biri de bu olurdu. Her akşam ailemi arayıp o gün
yaşadığım güzel anıları anlatmak isterdim. "Bugün ilk defa Central Park'ta yürüdüm." "Bugün iş
yerinde yeni arkadaşlar edindim." "Bugün İngilizce konuşurken eskisinden daha rahat hissettim."
Belki bunlar küçük anılar gibi görünebilir... Ama benim için kocaman başarılar olurdu.
Bazen ise gerçekler beni düşündürüyor.
New York'a gidecek maddi imkânım yok.
Kendi kendime sürekli şunu soruyorum:
"Oraya nasıl gideceğim?"
"Nerede kalacağım?"
"Nasıl iş bulacağım?"
"Bunu gerçekten başarabilecek miyim?"
Bu sorular bazen beni üzüyor ve umutsuz hissettiriyor. Ama sonra kendime şunu hatırlatıyorum:
Her büyük yolculuk, önce cesaret etmeyi gerektirir.
Bugün belki sadece bir hayal kuruyorum. Belki cebimde New York'a gidecek bir uçak biletim yok.
Ama kalbimde hâlâ vazgeçmeyen bir umut var. Belki yarın, belki birkaç yıl sonra... Hayat bana hiç
beklemediğim bir kapı açabilir. Ben de o kapıdan cesaretle geçebilirim. Çünkü ben, 9 yaşından beri
aynı hayali kuran bir çocuğun büyümüş hâliyim. Aradan yıllar geçti ama o çocuğun gözlerindeki umut
hiç kaybolmadı. Ve ben biliyorum ki...
Bazı hayaller zaman ister. Bazı yolculuklar sabır ister.
Ama yine de şuan da çalıştığım de yer de mutluyum. Havalimanında çalışmak bana mutluluk
veriyor.
Ama gerçekten inanılan hayaller, insanın içinde yaşamaya devam ettiği sürece hiçbir zaman
kaybolmaz.
Belki bir gün bu satırları gerçekten New York'taki küçük bir kafede otururken yeniden okurum.
İşte o gün, çocukluğumdan beri taşıdığım bu hayale gülümseyerek şunu söylerim:
"İyi ki vazgeçmemişim."