Bir Günlük Aşk mı, Hayat Boyu Sevgi mi?

ŞUBAT ayının ortasına gelindiğinde şehirlerin rengi değişir. Kırmızı balonlar, kalp şekilli çikolatalar, vitrinlerden sokağa taşan romantik cümleler… Takvim 14 Şubat’ı gösterdiğinde, sevgi adeta yüksek sesle konuşmaya başlar. Ama bu gürültünün içinde asıl soruyu sormak gerekir: Sevgi gerçekten bu kadar mı? Bir güne, bir hediyeye, bir akşam yemeğine sığar mı? 14 Şubat, modern dün yanın sevgiye biçtiği bir kostüm gibidir. Gösterişli, parlak ama çoğu zaman yüzeysel. Oysa sevgi, sessizdir. Gösterişe ihtiyaç duymaz. Bir bakışta, bir sabah mesajında, soğuk bir günde omzuna bırakılan bir atkıda gizlidir. Sevgi; “iyi misin?” diye sorabilmek, cevabı ger çekten merak edebilmektir. Göktürk’te yaşayanlar bunu bilir. Sabah erken saatlerde orman yolunda yürüyen çiftleri, okul yolun da çocuğunun çantasını taşıyan babayı, bankta yan yana oturup sessizce etrafı izleyen yaşlıları gördüğünüz de anlarsınız. Sevgi burada, hayatın tam ortasında, süslenmeden durur. Ne reklama ihtiyacı vardır ne de alkışa. Ancak 14 Şubat herkes için aynı anlamı taşımaz. Kimi için mutluluk, kimi için eksiklik duygusu, kimi için ise bir hatırlatmadır. Yalnız olanlar için bugün, toplumun dayattığı “mutluluk tablosu” nu daha da görünür kılar. Sanki yanında biri yoksa, sevgi de yokmuş gibi… Oysa sevgi sadece romantik ilişkilerle sınırlı değildir. Kendini sevmek, hayatta kalabilmek, yaralarını sarabilmek de bir sevgi biçimidir. Bazen insanın en büyük aşkı, hayata tutunma cesaretidir. Bir de uzun yıllardır birlikte olanlar vardır. Onlar için 14 Şubat, ilk günkü heyecandan çok hatıralar la doludur. Paylaşılan zor günler, geçirilen hastalıklar, edilen kavgalar ve barışmalar… Sevgi, zamanla değişir. Daha az gösterişli, daha derin olur. Belki artık çiçek alınmaz ama ilaç saatleri hatırlanır. İşte gerçek sevgi tam da budur: Günlük haya tın yükünü birlikte taşımak. Bugün sevgi üzerinden büyük bir tüketim dili kurulmuş durumda. “Seviyor san alırsın” deniliyor. Oysa sevgi, satın alınabilen bir şey değildir. Parayla ölçülmez, paketlenmez. Sevgi emektir. Dinlemektir. Bazen haklıyken susabilmektir. Bazen yorgunken bile yanında durabilmektir. Asıl sorun, sevgiyi hatırlamak için neden özel günlere ihtiyaç duyduğumuzdur. Neden “seni seviyorum” demek zor geliyor da 14 Şubat bunu kolaylaştırıyor? Oysa sevgi, ertelenmemelidir. Bir telefon, bir ziyaret, bir samimi cümle çoğu zaman en pahalı hediyeden daha değerlidir. Bu 14 Şubat’ta belki de yapılması gereken şey, büyük planlar değil küçük adımlardır. Uzun zamandır konuşmadığınız bir dostu aramak, kırdığınız birine mesaj atmak, kendinize biraz daha anlayış göstermek… Sevgi önce insandan başlar, sonra yayılır. Unutmayalım: 14 Şubat bir amaç değil, bir baha nedir. Sevgiyi hatırlamak için bir duraktır sadece. Asıl mesele, 15 Şubat’ta da 3 Mart’ta da sıradan bir Salı günü de sevebilmektir. Çünkü sevgi, kalp şeklinde süslenen vitrinlerde değil; hayatın içinde, her gün yeniden inşa edilen bir duygudur. Ve belki de en çok ihtiyacımız olan şey, onu sadece bir gün değil, her gün yaşamaktır