DOÇ. DR. EBRU GÜZEL ANNELERİ UYARIYOR: “ÇOCUKLUĞUN YİTİŞİNİN FARKINDA MISINIZ?”

DOÇ. DR. EBRU GÜZEL ANNELERİ UYARIYOR: “ÇOCUKLUĞUN YİTİŞİNİN FARKINDA MISINIZ?”

06 Mayıs 2019 Pazartesi 14:32
426 Okunma
DOÇ. DR. EBRU GÜZEL ANNELERİ UYARIYOR: “ÇOCUKLUĞUN YİTİŞİNİN FARKINDA MISINIZ?”
banner14
banner18

Ebru Güzel yerinde asla durmayan sürekli üreten bir isim. Onu model kimliği ile tanıdık, ama o bilinen şöhret yolculuğunun dışına çıkarak akademisyen oldu. Geçen sene Göktürk Dergisi’nin kapağında bu yolculuğu konuşmuştuk. Yeni kitabı Filtreli Güzellik’i anlatmıştı, bu ay ise iki gelişme ile röportajımıza konu oluyor. İletişim antropoloğu olarak “doçent” unvanı alarak Fenerbahçe Üniversitesi İletişim Fakültesine öğretim üyesi olarak atanan Güzel iki farklı proje ile bu sayımızda bizlere “merhaba” diyor: Kırmızı Kedi Yayınlarından çıkan yeni kitabı Eşikteki Çocuk: #tween ve “Eko-Kadın” Gıda Sürdürülebilirliği Projesi! Ama biz inanıyoruz ki Ebru Hoca yine bizleri şaşırtacak yeni projeler üretmeye devam edecek.

KIZ ÇOCUĞU OLAN ANNELER DİKKAT!

Türkiye’de ilk olarak tween kavramı üzerinden kitap yazan başarılı sosyal bilimci Instagram ve şöhret şekeri aldatmacası konusunda anneleri uyarıyor!

Önce Fenerbahçe Üniversitesinde doçent olarak atanmanızı kutluyoruz, nasıl gerçekleşti süreç?

Biz Sn. Aziz Yıldırım tarafından kurulan Fenerbahçe Üniversitesine farklı bir üniversiteden istifa ederek transfer yoluyla atanan üç öğretim üyesiyiz. Süreç böyle başladı, ancak sonra Fenerbahçe Kulübünde başkan değişikliği oldu ve Sn. Y. Ali Koç mazbatayı teslim aldı falan zaten bu detayları herkes biliyor. Ben doçentliğe Nisan 2016 yılında başvurmuştum. YÖK bir jüri atıyor, sürecin sonunda doçent kararının, çok şükür ki oybirliğince çıkması 2018 Ekim ayını buldu. Bu belirsiz bir süreç olduğu için açıkçası boş durmak istemedim ve yeni bir araştırmaya başladım. Bir önceki kitapta ortaya çıkan çocukluğun yitişi üzerine çalıştım.

Ve Kırmızı Kedi Yayınları tarafından yeni çıkan Eşikteki Çocuk: #tween kitabınız var oldu... Tebrik ediyoruz, konusunu sizden öğrenebilir miyiz?

Tween, erken ergenlik anlamına gelebilen ve genelde 9-13 yaşları arasındaki çocukları kapsayan bir terim. Amerika’da savaş yıllarında mağaza kategorisi olarak doğmuş, tıpkı bizim garson boy tanımına benzer tabi bugün milyar dolarları bulan bir pazara sahip. Buraya kadar ters gelen bir durum yok, ama Instagram’a tween etiketi yazdığınızda korkunç gerçekle karşılaşıyorsunuz.

Makyajlı, yapılı saçlı ve marka giyen çocuk-kadın görünümündeki kızlardan mı bahsediyorsunuz?

Ben yetişkin-çocuk tabirini kullanmayı tercih ediyorum. Instagram’da tween yazın, yetişkinleştirilmiş, cinselleştirilmiş ve şöhretleştirilmiş yüz binlerce kız çocuğunun paylaşımlarına rastlarsınız. Bijuteriden bikiniye, dudak parlatıcısından gece uyuma gözlüğüne kadar her bir ürün, cinsiyetçi bir “kız çocuğu kültürü”ne özgü simgelerle bezeli. Instagram’da bedenleri araziler gibi parsellenmiş tweenler, bir yandan kadınsı pratiklerle gelecekteki rollerine hazırlanırlarken, diğer yandan da şöhret şekerine bulanıklar. Etiketler de, paylaşımlar da o kadar fazla ki: #tween(s) #tweengirl(s) #tweenmodel(s) #tweeninlfuencer #tweenfashion #tweenstar vb...

Kitabınızda da bu çocukların arafta kaldığını iddia ediyorsunuz değil mi?

Evet. Araf evresinin antropolojideki karşılığı Viktor Turner’ın geliştirdiği “eşiksellik” kavramıdır. Şimdi bu kitap bir bilimsel araştırma kitabı olduğu için konuyu kişiselleştiremem. Yani teorik bir altyapısı olmalıydı, tabi o yüzden de dili ağır. Beni bu konuya açıkçası sezgilerim getirdi ve bir gün Neil Postman’ın kitabıyla karşılaştım: Çocukluğun Yok Oluşu. Harika bir kitap ama maalesef hiç bir yerde bulamadım. Sarraflarda kendi kendime söylenerek eve döndüğüm gün internette kitabı indirebileceğim bir site buldum. Sadece bir hakkım vardı ve ilk sayfada da Postman karşıma çıktı.

“Çocukluk yiterken, aile çözülüyor, ilişkiler erozyona uğruyor, annelik metalaşıyor ve değerler yozlaşıyor. Bunlar bir kartopu gibi birbirine geçişerek büyüyor. Ne zaman patlak verecek bilmiyorum, ama kız çocuklarının göbek deliğine ya da kıvırcık kaşlarına takıntılı olduğu bir neslin beş yıl sonraki hali için psikologların, çocuk gelişimcilerin ya da pedagogların şimdiden önlem alması şart.”

Gerçekten öyküsü ilginçmiş... Peki Eşikteki Çocuk çıkmazda mı, aileler ne yapmalı ne gibi bir öneriniz olacak?

Eşikteki çocuk “ne çocuk ne ergen”, arada sıkışmış, aradalık halinin bir yansıması. Yani çocuklar ne çocuk ne ergen, arada, belirsiz bir yerdeler. Üstelik tweenler şöhreti, lüksü ve kusursuz güzelliği arıyor. Bunu kurgulayan, şöhret yapıcılar celebrity-endüstriyel kompleksinin varlığına işaret ediyor. Bakın bu kavramlar bizde hiç bilinmiyor ama yabancı kaynaklarda var. Her şey planlı, medyanın bütünü, oyun, eğlence ve dikkat konseptine göre ayarlı. Kitapta 20 farklı kolejde okuyan kız çocuğu ile derinlemesine görüşmeler yaptım. Aileler “benim çocuğumun Instagram’da öyle pozları yok” diye kendilerini avutuyor. Evet, Türkiye’de paylaşımlar daha ölçülü, dünyaya oranla tween fenomen çok az; ama “tween fenomen” olma arzusu çok yüksek! Görülmeyen tehlike ise Instaşöhret kimliğinin okullarda da taklit edildiği ve fenomenliğin getirdiği sembolik kapitalin özellikle kolejdeki çocuğun sosyal statüsüne transfer olduğu... Yani çocuklarımız kuşatılmış durumda!

Yani çocukluk katledilmiş mi oluyor?

Maalesef celebrity-endüstriyel kompleksinin bir ürününe dönüşen ve çocukluğun masumiyetinden koparılarak fetişleştirilen eşikteki çocuğun gösterdiği en üzücü gerçek çocukluğun yitişi! Ama anneler farkında değiller, çünkü kendileri de aynı illüzyonun bir parçası. Araştırdıkça bulguladığım gerçek çocukluk yiterken, aile çözülüyor, ilişkiler dejenere oluyor, annelik metalaşıyor ve değerler yozlaşıyor. Bunlar bir kartopu gibi birbirine geçişerek büyüyor. Ne zaman patlak verecek bilmiyorum, ama kız çocuklarının bir göbek deliğine ya da kıvırcık kaşa takıntılı olduğu bir neslin beş yıl sonraki hali için psikologların, çocuk eğitmenlerinin ya da pedagogların şimdiden önlem alması şart.

“İnsanın kendine çalışması, titreşim frekansını yüksekte tutması ve farkındalık halinde olması çocukluk travmalarını aydınlatmak için yeterli. Dünyadaysak, emin olun hepimizde korku ve değersizlik tohumları ekili...”

Oldukça karamsar bir tablo çizdiniz, negatif yaratmış olmadınız mı?

Aksine negatifin gücüne işaret etmeye çabalıyorum. Sizce hangi değerler şu an yükselişte bütünlük mü tekillik mi? Ben mi, biz mi? İyilik mi kötülük mü? Tamam düalitenin hiçbir ucunu birbirinden ayırmıyorum ama insanlık nötr bir bilinçte değil ki? Ya çok manik; yani coşkulu ya çok depresif; yani çökkün? Şimdi ilişkilerde moda olan sorumluluk ve sadakatin aranmadığı “boddy”lik hali... Sarılma arkadaşlığı, duygu arkadaşlığı, sevgi arkadaşlığı diye adlandırmışlar; hepsinin özünde bugün iyiyiz yarın benden sorumluluk bekleme var! Nasılsın diye bile aramayabilirim? İhtiyaçlarımız örtüşürse, duygusal tatmin için birlikte olalım, ertesi gün sen yoluna ben yoluma; yani bu insanı değersizleştiren ilişkiler trend halinde ve modernlik tanımıyla normalleşmiş durumda. İnsanın kendini koruması da zor, bütün uyaranlar şekil üzerinden anlamsal değerler yitik.

Ne yapmak gerekiyor, Eşikteki Çocuk’ta bir çıkış noktası var mı?

Öyle büyük bir iddiam yok. Çocuklar için sosyal medya yasağı falan asla, çünkü durumu iyileştirmez. Kanaatimce karşısında sadece olduğumuz, ürettiğimiz ve dönüşebildiğimiz halin değerini anlatan bir varoluş şekli ve bunun farklı platformlarca ve medya tarafından desteklenmesi gerekli. Bunu yapacak olan bizleriz ama kitleler halinde uyumayı tercih ediyoruz. Bence “kadınlık bilinci” hepsinin üstesinden gelebilecek yegane çıkış noktası. İnsanın kendine çalışması, titreşim frekansını yüksekte tutması ve farkındalık halinde olması çocukluk travmalarını aydınlatması için yeterli. Dünyadaysak, emin olun hepimizde korku ve değersizlik tohumları ekili... Bir şeylerin farkında varmak bir üst gerçekliğe çıkış anahtarı... Sanırım Einstein’ı ve kuantumum sonsuz olasılıklar silsilesini daha çok okumak gerek.

“Bizler hayvanları güzel-çirkin, vahşi-evcil demeden seviyoruz. Ekolojik denge, yaşam ortağı, dost, çocuk ne derseniz diyin hayvansız bir dünya düşünmek mümkün değil. Eko-Kadın hayvanı kendi için değil hayvan için seven insanların çoğaldığı sürdürebilir bir yaşam hayal ediyor. Değil onlara eziyet sezgilerine kulak vermemizde fayda var; çünkü kaynağa direk bağlı olan onlar. Ne demiş Yunus Emre “Severim Yaradılanı, Yaradandan ötürü”.

Kadınlık bilinci demişken siz bir yandan da Dr. Funda Şensoy ile birlikte Eko-Kadın projesini yönetiyorsunuz. Geçen ay da Ankara’da gerçekleştirilen Sürdürebilir Yaşam Kongresinde, proje teşvik ödülünü kazandınız, nasıl oldu?

Eko-Kadın, FBÜ SB Fakültesi Beslenme ve Diyatetik Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Funda Şensoy yöneticiliğinde ve Öğr. Üyesi Erkan Turan, Öğr. Gör. A. Murat Günal, Uzman Diyetisyen Ayşe Merve Koca ve benim iletişim alanındaki iki yüksek lisans öğrencim Yeliz Çalışkan ve Arzu Çoban yürütücülüğünde bir gıda sürdürülebilirliği projesi. Amacımız sürdürebilir yaşam için israfsız sofralar kurulması konusunda farkındalık yaratmak. Belediyelerle işbirliği içinde semt pazarlarında kurduğumuz tezgahlarla kadınlara, üniversitelerde de öğrencilere bu farkındalığı aşılamak adına kolları sıvadık. Biliyorsunuz 2018 yılındaki doğal kaynaklarımızı daha sene sonlanmadan tükettiğimiz için 2019’a borçlu girdik. Türkiye ise bu aşırı tüketimde ne yazıki 21 gün önde!

Dünya Sağlık Örgütü bu verilerle alarma geçti. Size Instagram ve Facebook adresleri @ekokadin @atikdostu hesaplarından ulaşabiliyoruz değil mi? Saplardan sebze yemeğine, sirkeden kedi mamasına kadar her şeyi atıklarla mı yapıyorsunuz?

Evet, ama amacımız atıklardan yemek yapmak değil tabi. Sebzelerin atığa düşmeden kullanılabileceğine farkındalık yaratmak! Bu konuda FBÜ Rektöürümüz Prof. Dr. Ali Rıza Büyükuslu ve Üsküdar Belediyesi çok destek oldular, sizin aracılığınızla da onlara teşekkür ediyoruz. Bizler atık-bayat-artık ABA Pratik Yemek Tariflerimiz ile sirkeden komposta varıncaya kadar pek çok yemeğe dikkat çekerken halihazırda Türk insanın israfsız mutfak kültürünü de bu menüye katmaya çabalıyoruz. Tabi menümüzde en çok dikkat çeken yemek; kedi maması!

Harika, Göktürk halkı da gerçek hayvansever olduğu için ilgi çekecektir tarifini alabilir miyiz?

Seve seve… Semt pazarına gittiğinizde tezgah altına bakın, kilolarca karnıbahar, lahana ya da kereviz atığı göreceksiniz. Biz onlardan yaptık tabi ama siz mevsim sebzelerinin katı yerlerini kullanın. Bunları ciğer ya da kemik suyuyla birlikte kaynatıp rondodan geçirdikten sonra içine haşlanmış ince bulgur eklediğinizde kediler için çok sağlıklı bir yemek oluyor. İnanın Eko-Kadın grubunda en çok kedisi olan benim ve yemek daha pişmeden kediler bahçemde toplanmış oluyor. Bizler hayvanları güzel-çirkin, vahşi-evcil demeden seviyoruz. Ekolojik denge, yaşam ortağı, dost ya da çocuk ne derseniz diyin hayvansız bir dünya düşünmek mümkün değil. Eko-Kadın hayvanı kendi için değil hayvan için seven insanların çoğaldığı sürdürebilir bir yaşam hayal ediyor. Değil onlara eziyet sezgilerine kulak vermemizde fayda var; çünkü kaynağa direk bağlı olan onlar. Ne demiş Yunus Emre “Severim Yaradılanı, Yaradandan ötürü”.

Yolunuz açık olsun Ebru Hocam, Eko-Kadın olarak sizleri destekleyecek okuyucularımız mutlaka olacaktır.

Lütfen, özellikle de kadınların bizlere ulaşmasını çok arzu ediyoruz. Feminen enerjinin girdiği her alan yaratıcılığı kucaklar ve yeni imkanlarla güç kazanır. Biz yeni fikir ve insanlara açığız sadece ilk adımı bekliyoruz. Bu arada Eko-Kadın cinsiyetçi bir oluşum olarak lütfen algılanmasın biz erkeklerin de desteğini alarak ilerliyoruz. Ayrıca bu farkındalık uyandıran söyleşi için Göktürk Dergisi ailesine çok teşekkür ediyorum.

Göktürk Dergisi

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
banner3

banner23

banner24